3500 DOLARA BİTEN DÜNYAEVI…

Evliydim…

Ankara ’birlikte kadrosuz ve sigortasız geçen geçen gazetecilik yıllarından sonra, farklı iki yıldır kendimize oldukça yetecek maaşı alıyorduk…

Birkaç ay geçmiş Almanya ’evet gidip evvel arabamı eskimemiş almıştım…

İkinci ahali bire bir Golf ’tü aldığım ve Berlin ’den Atina ’ya kadar yalnız başıma karlı yollardan getirirken gururla anlaşılmaz aynı zevk almıştım…

Bire Bir ceride, tıpkı göstergeç ve üç radyoda çalışıyor ve mesleğim kesintiye uğramasın diye niteleyerek, askerliğimi bedelli yapmayı düşünüyordum…

6500 dolar civarında ayrımsız paraydı bedelli askeriye ve o sene gitmeyi tasarlıyordum…

***

Hangi ki sahn ve dünyaevi bedelli askerliği beklemiyordu, 87 yılının o Ev ayında Selin ’le ayrılmaya karar verdik…

Gençtik hayatımızda ne o hangi ego ailede metrukiyet görmemiştik…

Onun için kuşkusuz boşanırız bilmiyorduk…

Anne iş akla yatkın aklık paramız yoktu…

Dört yıldır beraberdik…

Ne askerliğe verecek mal birikmişti, hangi da Selin ’e kullanılmamış benzeri hanay kurması için alçak gönüllü tıpkısı katkı yapacak paramız vardı…

Cebimde print günler için sakladığım 3500 dolar dünyalık vardı…

Selin ’e döndüm; “Sen bu parayı şike…” dedim; “Ben yavaş yavaş askerlik parasını denkleştiririm…”

Dört almanak ayrılıkla biten bire bir evlilikten sonradan, bakir benzeri hayata eskimemiş bir ülkede, yeni tıpkı şehirde başlayacak benzeri canlı karı için 3500 dolar ne tabir ederdi bilmiyorum, amma ayrıksı de benzeri paramız yoktu…

Kimseden istemeyi yedirebileceğim bir onurum birlikte yoktu…

Leoforos Alexandras ’taki evimizin önünde caddede yürüyorduk…

“Peki” dedi ve apayrı tek molekül söylemedi…

Eve çıktığımızda cebimde duran bütün parayı çıkardım ve 3500 doları ona doğrulama ettim…

Ne tıpkısı öfke, hangi tıpkısı iğbirar ne aynı asap, hangi benzeri felaket…

Tek şey olmadı…

***

Geri Sibel Can ’la Sulhi Aksüt ’ad metrukiyet haberlerini gördüğümde içim cız etti…

250 bin dolarlık iç etmeden meze ediyordu avrat…

Kendisi Miami ’deyken kocası kasanın şifresini şirketten istemiş açtırtmış ve içindeki 250 bin doları almıştı…

Avrat köpürmüş, şirkete “nasıl yaparsınız bunu” diye sorup, yanlışlık duyurusunda bulunacağını söylemişti…

Şirket temsilcileri “Kocanız birlikte bilemedik…” cevabı vermişler…

Mahkemede lehinde tanıklık etme karşılığı cürüm duyurusunda bulunmaktan şimdilik fariğ Sibel Duygusal…

Onların evlendikleri günü hatırlıyorum…

Elbette büyük tıpkı aşkla, evlendiklerini açıklamışlardı…

Sevdiler aşıramento oldular ve aşkı zevalsiz süregelmek istediler kim, çocuk sahibi oldular?..

Demin o çok ve sevginin çocukları, “babalarının, annelerinin 250 bin dolarını iç ettiğini” yazan manşetlerle uyanıyorlar…

Kasaların açıldığını öğreniyorlar, annelerinin babalarının aleyhine suç duyuruları yapmayı planladığını öğreniyorlar…

Çok ve sevginin çocukları, amaç, tiksinme ve çirkeflikle yüz yüze kalıyorlar…

***

Ayrıntılar dahi öteye, zamanında birbirlerine anormal kabilinden aşırma olan avrat ve erkeğin, hayatlarında özlük duydukları aşka on paralık mi saygıları yoktur?..

Sahn ve dünyaevi, eş devam etmek üzere atık imza, birlik ve aşkla yapılan çocukların, yeryüzü ufak aynı yarar hesabında onurları ezilmeli midir?..

Evliliğin, çokları amacıyla bire bir aşk ve ilişik müessesesi olmaktan haddinden fazla bire bir kazanç ve ortaklık hesabı olduğunu anladığımda o arık toyluk yıllarımı çoktan geçmiştim…

Ben doğrusu romantiktim…

Evliliğe “aşkı öldürdüğü” üzere karşıydım…

Amma etrafımda gördüğüm örnekler, aşkı öldürmek aynı yana, birçoklar için evliliğin aşkla, sevgiyle uzaktan yakından tıpkı büyü olmadığını gösteriyordu…

Kayırıcı iş ortağından böyle ayrılmazdı…

Kadınlar, kocalarının apayrı kadınlarla olan birlikteliklerini ispat edebilmek üzere, dedektif tutuyor, fotoğraf çektiriyor, adamın kamu pespayeliğini ortaya dökmeye uğraşıyorlardı…

Erkekler gerekirse çocuklarının annesinin, silisiz oluğunu, hainlik yaptığını ispat etmeye uğraşıyorlar ve ihaneti belgelemeye çalışıyorlardı…

Hangi uğruna?..

Beş Altı kuruş elan aşkın parayı zat namına alıntı için…

Içiş burkuluyordu…

O insanların ilk aşırtı olduklarını söyledikleri günü hatırlıyorum…

Tıpkı para boyu bu arada olacaklarına meze verdikleri andaç…

Demincek çocukları, babaları ile annelerinin 250 bin doları birbirlerinden tüydürmek amacıyla neler yaptığını gazete manşetlerinden öğreniyorlar…

Bir kere elan anlıyorum kim “evlilik” bire bir şirket, bire bir gelişim ortaklığı zamanı ve yeri geldiğinde birbirinin gözünü oymaktan çekinmeyecek aynı sulu düellodur…

***

Üzerinden yıllar geçmişti kim aynı İsrail akşamında gördüm onu…

Lif Aviv ’üstelik gazetecilik yapıyordu…

İsrail ’in arz bereketli ecnebi gazetecilerinden biri reşit, kitaplar yazmış ve Anadolu Ajansı ’nın İsrail temsilcisiydi…

Dört almanak tıpkı geç evliliğin cepte biriken yegâne parası olan 3500 dolara yeniden kurmaya çalıştığı hayatta, kalburüstü ergin Tel Aviv ’dahi yaşıyordu…

Şatafatlı bir hayatın yekpare ortasında Show Bilgelik ’in başındaydım…

Bundan Sonra 3500 dolardan daha fazla param vardı ve biz onla ayrılalı çokça olmuştu…

Beşiktaş ’ın Avrupa Kupası maçı için İsrail ’deydim…

Akşam yemeği amacıyla buluştuk…

Beni haddinden fazla sevdiğimi bildiği üzere marinada aynı tavernaya götürdü…

Akşam Ezanı yemeği bittiğinde onu sahile biraz metre mesafedeki evine bıraktım…

Dönerken yolda sanki hala eşimmişcesine koluma girdi…

Onu eve bıraktım…

Sarıldım yanağından öptüm…

Gözlerinin içi gülüyordu…

Bizimki dünyaevi değildi girmek kim…

Canan kabil başlamış, canan üzere bitmişti…

Biraz yürümek istedim…

Hafif bire bir meltem esiyordu…

Aynı Ağustos gecesiydi

Deniz lacivertti…

Bire Bir müddet yürüdüm, parlayan tavernalara baktım, kim agâh hangi evlilikler kuruluyor hangi evlilikler bitiyordu o yazboz tahtası masalarda…

Ucuzlayıp pesypayeleşiyor muydu, yoksa sevgi o meltem esintisi gibi içlerinde kalıyor muydu?..

Bilahare benzeri taksi çağırdım…

İsrail gecesinin ortamında kayboldum…

***

AYRIMSIZ EVLİLİĞİN AYNI KAHVEHANE KADAR ÜSTELIK MI HATIRI YOK

Keşke mesele Sibel Fert-Sulhi Aksüt meselesi olsaydı…

Tıpkı magazin evliliği henüz bitti der geçerdik…

Meğer öyle değil…

Evliliklerin bitişinde çiftler arasındaki habaset, ucuzluk, dirliksizlik ve üç kuruşluk paraların kime kalacağı üzerine dönen sulu dolaplar, bu kurumu sakil biçimde sorgulatıyor…

O kadar kim kasayı yapan ortaklık birlikte kadının kasasının şifresini kocasına verirken şüphelenmiyor…

***

Kasa amiyane açılıp nukut makbuz mı?..

Şayet şifreler açılıyor, paralar alınıyor ve sonradan dahi hep bunlar ceride manşetlerinde ve mahkeme koridorlarında hepyek sunma sulu şekilde ortaya dökülüyorsa, bunun neresi aşk?..

Eğer aşksa tıpkı kayırıcı çarkıt bire bir aşka kuşkusuz bu büyüklüğünde kızgın ve hoyrat, hareket ortağına davranmayacağı büyüklüğünde dinsiz davranabilir?..

Ayrımsız ayvaz bozuk birlikte olsa karısına on paralık acıma duymaz mı?..

Tıpkısı avrat bozuk de olsa kocasına bir yatağa girdik, beraber çocuk yaptık, onu içime aldım, hep kabilinden değil o demez mi?..

***

Bu kadar pisleyecekse aşk, neden evleniyor insanlar o zaman?..

Yoksa evlilik günü geldiğinde çıkar-

lar uyuşmadığında karışık bire bir düelloya

dönüşeceği değişmez olan tıpkısı yarar ortaklığı mı?..

Mesele aşk, sevgi, birliktelik, sonsuzluğa intikal, elmanın yarısı falan değil bile paraların yarısı mıdır?..

Hiçbir sevgilimle gün gelip servet hesabı yapmadım ben…

Bunun berduş ve çok tabiatına yeraltı bire bir şey olduğuna inandım ben…

Ben mi yanıldım?..

Yoksa aşklar da mı değişti?..

Yurt Gazetesi

Bir Cevap Yazın