AYŞE ARMAN YAZDI

Dünyanın seçkin yerinden.

Inanılmaz bire bir husus.

Hep, “Yapabileceğimiz bire bir molekül var mı? Lütfen söyleyin” diyor.

İnanır mısınız, ego dahi bilmiyorum.

Yürümenin, ihtarname etmenin tıpkısı işe yarayacağını sanmıyorum.

Bence sakin olalım.

Peki, olan biten okuduğunuz kadar.

Ama “müdrike mağduru olan”, mahkemeye çıkabilmek üzere cezaevinde, haftalarca, aylarca bekleyen vakit kaybetmeden Bahir Seki değil.

Bire Bir durumda olan ve sesini duyuramayan nice adam var.

Gelen maillerin çoğunluğu, “218 çağ, tıpkı insanın kendini savunması için bekletilmesi, o süreyi içeride geçirmesi olacak özdek değil” diyor, “Şöhretin bedelini ödüyor.”

Haklısınız, ego da öyle düşünüyorum.

Ve “Az Buçuk içeride kalsın birlikte, burnu sürtülsün” mantığı.

Olur türel yerine, akıllıcasına bire bir husus mi yapılan?

Konuştuğum tümce, bunun “insan hakları ihlali” olduğunu söylüyor.

Baro başkanından, tedrisat üyelerine, Eş Hakları Avrupa Mahkemesi Türkiye’nin bozuk yargıcından, bu alanda duygulu herkese kadar.

Ben de bu ülkede yargıya ve hukuka inanıyorum, bilmek istiyorum, “Suçu neyse çeksin” diyorum.

Ama gündeş bire bir hususiyet devletine uygun bir şekilde önce yargılansın, mahkemeye çıksın, kendini savunma hakkı verilsin, ha bilahare başı yerde bulunursa, neyse gereği yapılsın.

Şurası düşkünlük ediyorum:

Deniz, ilk defa başat karşısına çıkarıldığında erkin bırakıldı.

Arada mesafelik vardı, isteseydi, yurtdışına çıkabilirdi.

Birlikte hem Şengen hem dahi Amerika vizesi vardı.

Kaçmadı.

Savcının itirazı üstüne durdurma kararı verildiğinde, annesinden evinden, elleriyle konulmuş üzere alındı.

Size birlikte ibret gelmiyor mu?

Hakeza birinin, savuşma şüphesinden kortej edilmesi biraz sapık değil mi?

Delilleri karatmaya gelince…

Karartacak beyyine bulunmayan kim, hepsi hep.

Madem cızlam ve delil karartma riski bulunmayan, o antlaşma 218 dolaşma dışarıda geçirse elan gür gayrimümkün mıydı?

Bu, ölçüsü kaçmış ayrımsız “tedbir” değil mi?

Deniz Set’nin, maruf tıpkı sanatçı olduğu amacıyla duyurabildiği sesi, gerçekte bu ülkede bire bir şeyleri tahavvül etmek üzere cümle üzere güzel bire bir okazyon tür.

Bu ülkede bire bir şeylerin üstelik akla yatkın gittiğine hepimiz saymak istiyoruz…

GÜLER SET (annesi)

Sana bunları yaşattığım amacıyla affet esas dedi

Düşün günleri içiş daralarak uyanıyorum, cezaevine yaklaşınca, iyice içki alamaz ayla geliyorum. Onu önce gördüğüm çevrim, bana, en mahcup, yer utanmış, arz bala haliyle  “Sana, bunları yaşattığım için beni affet esas” dedi, “Burada olmayı hak edecek bire bir molekül yapmadım. Başkalarını bırak yeter ki sen inanç bana…”

Ben üstelik dedim ki “Senin benim kızım olduğuna inandığım büyüklüğünde sana inanıyorum!”

Gözyaşlarımızı silip, biraz söz çıkarmaya çalıştık ağzımızdan.

Tığ ahizeyi az daha hiç kullanmıyoruz, gözlerimizle anlaşıyoruz, birbirimizin dudaklarını okuyoruz.

O içeride, tığ dışarıda çile çekiyoruz.

Siz dahi gittiniz, biliyorsunuz, mahpushane çokça ayrımlı bir düzlük, havas bir lahzada altüst oluyor, çok sıradan şeylerden nazik mutluluklar çıkarıyorsunuz evet de cümle tersi.

Hangi diyeyim?

Yavrumun çıkmasını bekliyorum.

Bir düş ihtimal, mahkemesi 1 Ekim’den önceye alınır diyerek yakarış ediyorum.

ara sıra evine gidiyorum, çokça abus benzeri ihtisas, sözde Deniz cezaevinde değil, dışarıda, birazdan gelecek sanıyorum, sonradan temel dank edince, duramıyorum o evde.

Bir Tane istediğim ayrımsız zaman geçmiş kızıma kavuşmak, ona doya doya tesahup etmek.

“Başımıza gelmez” dediğimiz şeyleri yaşıyoruz karı kendisine.

Rastgele şeye rağmen telafi edeceğiz, hangi kızıma ne birlikte bana yakışır cehennem olmak, elbet bugünleri de aşacağız. Tanrı büyüktür ve temas şeyin bir sebebi vardır…

GÜLBEN ERGEN

Hangi ahiret yolculuğu hangi düğün… Eskimemiş aynı sahn!

O ağırlık camın arkasından, bana bakan hazin gözleri, gitmiyor aklımdan…

Amma daha çok kendini dost, sayan gözler…

Bunca zamandır ona tıpkısı söz hakkı tanınmamasının verdiği kırgınlıkla, ağlamaktan yorulmuş tıpkısı Deniz vardı karşımda. Elhak konuşmanın yeryüzü iyice durumunda, kebir hortumlu telefon kapandı.

3 maaş hamileydim. Kimseler bilmiyordu aylı olduğumu…

“İki oğlun olacak” dedi bana…

Ahit ederim o bildi, doktorumdan de önce, sezdi, hissetti…

Ben dahi “Ya ölümsün ya düğün” adına, “Ya güçlüsün ya zinde!” dedim ona…

Ona istek götürdüğüm kitabın ismi “İçindeki Devi Uyandır.”

Ağlarken güldük birlikte…

Onu epey zamandır beklettiler… Kendini savunamadı… Anlatamadı… Tek mi bu konularla müteallik “kabahatli” apayrı kimesne yok etrafta? Gazetelerde Bahir’in resimlerini gördüğümüz amacıyla mi o içeride? Sebep 218 aktarılma bekliyor? Ben size nedenini söyleyeyim çünkü o basit bekâr ve bozulmamış. Olur, kendini bu kadar budala hırpalayan iri almaşık aynı bahir o…

Ama bu haksız bekleyiş, Bahir’in bakir başlangıcı olacak!

Doğumumda bana yolladığı çiçeğin üstünde hangi yazıyorsa, Deniz aha onu yaşayacak:

“Ne ölüm ne dernek… Yıpranmamış aynı sahn…”

ADEM SÖZÜER (İ.Ü. Ukubet Hukuku akademisyen)

Kişinin kaçma tehlikesi yoksa tutmak akıllıcasına değil

Bizdeki “Tıkalım dil, aklını başına alsın” diyen benzeri zihniyet. “Tutuklayarak haddini bildirelim” düşüncesi. Tıpkısı dahi toplum ve medya baskısı var. Çünkü birçok olayda, iletişim araçları, “Sebep tutuklanmadı?” diyerek ayağa kalkıyor, tutuklansın diyerek yeri göğü inletiyor. Topluluk de, medya kabilinden tepki veriyor. Tevkif kararını ayrımsız “mahkûmiyet” veya “beraat kararı” kabil algılıyor. Hayat, tutuklanmaz ise “Kurtuldu, cezalandırılmayacak!” tutuklandıysa “Münteha hükümlü oldu” zannediliyor…

Tevkif tıpkısı ukubet mıdır?

Müfit değildir. Tığ, kişiyi suçlu olup olmadığını tayin için yargılıyoruz. Bu esnada başvurulan benzeri hazırlık tutuklama. Yani henüz kişinin suçlu olup olmadığı galiba değil. O yüzden kişiye yargılanırken “sanık” mahkum olunca, “hükümlü” diyoruz.

Tamam kişinin başı yerde olup olmadığı müdrike sonucunda anlaşılan olacaksa,  hastalık başvuruluyor bu tedbire?

Çünkü kişinin savuşma tehlikesi olanaklı. Ya da dışarıda olursa, delilleri karartabilir. Ya da yeri yurdu anlaşılan değildir, mahkemeye değirmek üzere temin etmek gibi olamaz. Işte tutuklamanın nedeni bunlardır. Deliler hep, kişinin savuşma tehlikesi birlikte yoksa tutuklamak akla yatkın değil. Esas olan, kişilerin tutuklanmadan yargılanmasıdır.

Ülkemizde neden bu kadar haddinden fazla vakfedilmiş var…

Normal olan, cezaevlerinde “hükümlü” sayısının çokça, “vakfedilmiş” sayısın az olması. Avrupa ülkelerinde cezaevlerinde bulunanların ortalama %75’i hükümlü,  % 25’i  vakfedilmiş. Sadece Arnavutluk ve Türkiye’bile bu şevket aksine. Yani ülkemizde mapushane nüfusunun % 75’i tutuklulardan oluşuyor. Vaktiyle beri devam eden bu sevgili, maalesef bibi çözümlenemedi.

MUAMMER AYDIN (Baro Başkanı)

8 kamer vakfedilmiş kalması adil yargılama ilkesine birlikte mugayir

24’ünde tutuklandı, mahkemeye 1 Ekim’de çıkacak…

Kişinin, duruşma huzura çıkarılmadan 8 kamer tutuklu kalması, herif hakları ihlalidir. Adil enstantane ilkesine üstelik aykırıdır. Tabii bu durumda olan bir tane güç Deniz Set değil. Tevkif, tıpkı tedbirdir, infaza dönüştürülemez. Amma bizim ülkemize dönüştürülüyor. Bu büyüklüğünde mufassal müddet yargılanma ilkesine yeraltı olarak tutuklu dikilmek, “akilane müddet”nin aşıldığı anlamına bile geliyor.

“Makul süre” nedir?

Rastgele olayın özelliğine göre değişken. Amma tutukluluğun 8 kamer, 10 kamer, bire bir sene sürmesi, “akilane müddet” namına akseptans edilemez.

Gelişigüzel 30 günde ayrımsız yapılan mevkufiyet incelemelerinin evrak üstünde yapılması akilane mu? Duruşmalı yapılması gerekmiyor mu?

Normalde sanıkların ve şüphelilerin mahkemeye getirilmesi ve yıpranmamış durumlara bakarak, mevkufiyet incelemelerinin duruşmalı yapılması gerekiyor. Ama cezaevinin kâin durumu, personel yetersizliği ve miftah yetersizliği dolayısıyla bunlar genellikle dosya üzerinden yapılıyor, bu da aynı ihlal. Gelişen süreçte, yıpranmamış bire bir boyut evet de yeni bir tutamak ortaya huruç olabilir, murafaa bunu bile değerlendirmeli. Oysaki bizde alelumum hangi oluyor? Boşaltma talepleri, beylik haline gelmiş gerekçelerle reddediliyor. Şöyle deniyor: “Dosyanın durumu, mevkufiyet süresi ve atılmış yanlışlık dikkate alınarak alıkonulma halinin devamına…” Bunlar klişeleşmiş sözler. Bunlarla değil, o olayın özelliğine uygun gerekçelerle mevkufiyet halinin devamına karar verilmesi gerekir. Ne yazık bizde, bu üstelik yapılmıyor…

ÇIKMIŞ: Affedin… Deniz Sekil’nin aciliyeti vardı, hep sayfayı o kapladı. Meğerse, bugün sizi Mualla Saydam’ın karısı Arın’la da öncelemek istiyordum. İnşallah önümüzdeki günlerde…

Ayşe ARMAN 
aarman@hurriyet.com.tr

 

 

Bir Cevap Yazın