BAHIR SET İLE KONUŞTUM

İnsanı ezen, ürküten, vahim, neymiş cezalandıran kocamaaan çıpa tıpkı bap.

Önünde küçüldükçe küçülüyorum.

Dangadak açılıveriyor.

Almaç, hapishane denilen içtima içindeki binaları degaje görüyor, soluk-bej tıpkısı meydan, cılız açık, yeşillik rate, ruh bulunmayan, sıcak, kavruluyor, neymiş atom bombası atık ve sistem ölmüş.

Kendi kendime, “Hangi bekliyordun kim?” diyorum, “Dinlence köyü olacak gayrimeskûn yok ya…”

Eli silahlı cingöz, “Kime geldiniz?” diyor.

Gülümsemeye çalışıyorum ama gülümsemem havada somurtkan kalıyor, bu diyarlarda kimesne metanetli gülmüyor anlaşılan.

“Bahir Taraça’ye…” diyorum.

“Görüşemezsiniz!”

“Savcıdan özel iznim var…”

“Bakim…”

Birilerine sesleniyor, hepsi onlara verdiğim evrakı inceliyor, “Bitmiş… Sağdaki binaya gidin.”

Kendimi Eş Sınırlanmış Infaz Kurumu’nun, yani cezaevinin sınırları içre buluyorum.

Ve eyvah, o yetişkin başlık, arkamdan kapanıveriyor.

Şrankkkk diyerek…

*

Benzeri güruh düzenlilik kontrolünden geçiyorum.

“Demin benzeri da göz kaydı alacağız!”

Hay hay.

Meğerse cezaevine giren hep; ziyaretçiler, avukatlar temas antre üzere ayn kaydı verirmiş. Gözün okunuyor yani. Göz bebeklerini benzeri alete yakınlaştırıyorsun, fotoğrafını çekiyorlar.

Sonradan da cezaevindeki seçme kapıyı gözlerinle açıyorsun.

Sürreel geliyor, Blade Runner filmindeki kabilinden. Gene benzeri asayiş kontrolünden geçiyorum.

Bitti.

Demincek bundan sonra Deniz’i görebilirim.

Amma o, eksantrik bire bir binada.

Güneşin alnında kavrulan ve o atom bombası atılan kabilinden tamtakır duran avluda, bir ayrıksı binaya akla yatkın yürüyorum.

Çıt yok.

Ayrımsız topluluk sesler duyuyorum, öz topuk sesim muhtemelen.

Esasen ayrımsız güvenlik kontrolü.

Ayakkabılarıma kadar çıkarıyorum.

Ve bilahare… Görüp göreceğim en fantastik kapıyla, büyüklenme buruna geliyorum.

Döner Kebap ayrımsız husus esasen…

Ürkünç, azılı, aşılması, geçilmesi imkansız kapı

Çırpıcı ucuna benziyor ya dahi yemeni saç fırçaları vardır evet onlara…

Birbirine eski dişlileri var…

Kırcı polat, parıl parıl parlıyor…

Işte onu, gözlerimle açmam söyleniyor.

“Pekâlâ yani?” diyorum.

“Orada cihazı var, içine bakacaksınız!” diyor avrat vazifeli.

Yaklaşıyorum ve cihazın gözünün bebeğine bakıyorum. O kapının haşmetine asla yakışmayacak abidik gubidik bir “Biiiiip” sesi çıkıyor.

Bu dev konu resmen beni tanıyor!

Diyorlar kim, “Demincek içinden yürü…”

Aman Tanrı’ım, o azılı şeyin içinden bittabi geçeceğim?

Orama burama, dişliler batmayacak mı?

Gözlerimi sıkı mıhsıçtı kapatıyorum.

Yürüyorum ve ve ve ve …

Bir Anda yan değiştiriyorum.

Imdi tutukluların arasındayım.

*

İçinden geçtiğim kapıya şöyle tıpkısı dönüp bakıyorum.

Aha cezaevi psikolojisi denilen özdek bu, kapılar, kapılar, kapılar… Ve hep o kapıları senin üzerine kapıyorlar, üstelik kilitliyorlar. Önümde mağazalardaki giysi sınama kabinleri kabilinden, fasıla aralık, beribenzer odalar var.

Düşünce, burada gerçekleşecek.

Beni sunma sonuncusuna yolluyorlar.

arada bir pencere var, Bahir, karşı tarafa gelecek.

Duvarda da tıpkısı telefon somurtkan, telefonla konuşacağız. Zira o çift camdan benzeri husus duymaya olanak bulunmayan.

Benim olduğum tarafın, sarımtırak bej duvarlarında yazılar var; adlar, aşk sözcükleri, çifte izleri, metin temiz değil, hatta bakımsız…

Deniz’in tarafı ise arı sili…

Orada, kolaysa sinirlenince tekme atlama beygiri.

Ne iskemle, hangi herhangi oturacak tıpkısı öz…

Ayakta öylelikle bekliyorum.

*

Ve işte nihayet, bir debi, bire bir kımıltı…

Mahbes memurları eşliğinde, tıpkısı avrat geliyor.

Yağız tayt, siyah benzeri tişört.

Cezaevinde insanlar ya kararır evet sararırmış.

Bu, resmen parlıyor.

Işıl, ışıl.

Karşımda duran eş, hoşur Bahir Taraça mi?

O hükümet kabilinden karı gitmiş, küçülmüş, zayıf, çekmiş.

Inanılmaz zayıflamış.

Sözde içinden apayrı tıpkı eş isabet kabilinden.

Dese kim, “Ego Bahir Teras’nin 12 yaş küçük kardeşiyim” inanacağım…

Acayip arınmış tıpkı güzellik gelmiş üzerine.

Telefonu alıyorum, “Dayanılmaz görünüyorsun, bu büyüklüğünde yarıyorsa tığ birlikte gelelim!” diyorum.

“Gel” diyor, “Doğrusu memleketin çoğu içeride!”

Gülüyoruz.

Birbirimizin bütün gözünün içine bakıyoruz.

Yüzünün ifadesini şüphesiz anlatsam size?

Amelie filmindeki kızın ifadesi gibi.

Benzeri sürü özdek söylüyor gözleri.

Hapis; insanın, ayrımsız zamanda, bakışarak da anlaştığı tıpkı yer.

Evet, telefonla konuşuyorsunuz amma o telefonların dahi dinlendiğini bildiğiniz amacıyla gözlerinizle anlaşıyorsunuz.

Tıpkı süre öylece duruyoruz.

Ve sonra, haddinden fazla yadırganan, birbirimize göre ağlamaya başlıyoruz.

Kopça…

Evvel yavaş yavaş, sonraları katıla katıla.

Derken, durup gülmeye başlıyoruz.

Etmek ki böyle oluyor, insan fert olarak aynı uçtan bire bir diğerine savruluyor.

“Haydi anlat” diyorum.

“Hangi anlatayım?” diyor.

“Elbet yaşıyorsun, neler yapıyorsun?”

“18 nefis bire bir koğuşta kalıyorum. Çoğu bankacı. Çok anlaklı, çokça temiz insanlar. Bir familya olduk. Koğuşun pozitif meleğiyim. Bu halimle, moral veriyorum insanlara. Herkesle iletişimim çokça iyi, Tanrı üzere uyumluyum…”

“Amma yani, mahbes denilen meydan, öyle böyle değil, henüz aşağısı namevcut, insanlığın dibi, ölmüşüm da ölüme bakıyormuşum kabilinden hissediyorum…”

“Bu kadar gözyaşım olduğunu ego de bilmiyordum. Tarifi sıfır aynı çaresizlik. Değme özdek belgisiz. Elan henüz iddianamesi üstelik yazılmamış insanlar var burada, vakfedilmiş yargılanıyorlar, hangi zaman mahkemeye çıkacakları muhtemelen değil, elleri kolları sınırlanmış, bekliyorlar…”

“Senin mahkemen 1 Ekim’deydi değil mi?” diyorum.

“Peki, daha 90 bölüm var” diyor, “1 Ekim’dahi cemi 218 ahit olacak. Elbette ki kendime acıyorum. Ego başkalarına uyuşturucu temin etmedim, delalet etmedim. Teşkilat diyorlar. Cenabıhak aşkına, örgütle benim ne gibi bir alakam türlü, metal ticareti işleyen biri değilim. Ki inanır böyle bire bir şeye…”

Ağlıyor.

Gözüm, boynundaki Allah yazan sim kolyeye takılıyor.

“Rastgele husus düzelecek, sakin ol” diyorum.

Tekrar yüzündeki o Amelie ifadesiyle, bana bakıyor.

“Sabretmeyi öğrendim burada. Acı kontrolünü öğrendim. farklı derinti öz… Bakma, aynı ekol üzere gerçekte. Arada neşelenmek amacıyla kahve falı bakıyoruz, ama falda ayrıntılarıyla esmer adamlar görmüyoruz, hakimler, savcılar var bizim falımızda… Düşünüm, burada Türk Ukubet Kanunu’nu ezberliyoruz…”

“Bu kadar kadının tıpkısı arada olması eğlencelidir bile benzeri zamanda. Anca değil mi?” diyorum.

“Bittabi, tabiatıyla” diyor. “Kantinden saç boyası alıyoruz. Maneviyat olsun diye niteleyerek saçlarımızı boyuyoruz. Iyi ve kalıplı kıyafetli durmaya çalışıyoruz. Kantinde Flormar ruj satılıyor ve Pastel karnaval maskesi. Eğlenceli olanı şu, ego hayatım süresince ‘water proof’ güldürücü kullandım, benim rimelim on paralık akmadı yani, sen bir de deminden gör halimi, kirpiklerimi boyayıp ağlarsam, palyaçoya dönüyorum…”

“Enstrüman tamam?” diyorum, “Tempo söylüyor musun?”

“Tabii” diyor, “Amma Bahir Seki yerine değil. Burada Bahir’im. Elden Deniz. Kafamı bırakmak amacıyla temizlik yapıyorum. Temizlik yaparken söylüyorum…”

“Elbette yani arılık?” diyorum.

“Yerleri Vileda’lıyorum” diyor, “Bak, vaktiyle parmaklarımda mikrofon nasırı olurdu, demincek Vileda nasırı var. Amma falsolu kavrama, beni kimesne zorlamıyor, yerleri paspaslamak beni oyalıyor. Işte o zamanlar mırıldanıyorum. Çamaşırlarımı üstelik kendim yıkıyorum. Leğende, ayaklarımla. Sonra kafamı kaldırıyorum, bire bir bakıyorum televizyonda Deniz Seki’nin klibi dönüyor, vay be diyorum, nereden nereye…”

“Ayrımsız sürü terane yazdım. Burada, inanılmaz üretkenim. Gürültülü araç cihazı olsaydı, henüz bile bereketli olurdu amma kabul etmediler. Sonra, uzunlamasına okuyorum, Elif Şafak’ın Aşk’ını bitirdim, tasavvufa nikbet sardım, Gülben kitaplar getirdi, onları hatmettim. Habire yazıyorum, çiziyorum. Geleceğimi planlıyorum…

“Çıkınca yapacaklarını mı?” diyorum.

“Peki” diyor, “Bir öğün engelliler amacıyla çalışmak istiyorum. Sonra uyuşturucu karşıtı derneklerde fariza kabul etmek istiyorum. Müzikal tahsis etmek istiyorum. Bire Bir mahpushane müzikali düşünüyorum. Tıpkısı üstelik cezaevi sergisi. Seçkin şeyi saklıyorum. Çamaşır yıkadığımız leğeni, aşındırmak yediğimiz tabakları, çatalları, bıçakları. Yalnız benim hayatımın tıpkı kesitini anlatan benzeri sergi olmayacak, buradaki arkadaşlarımın can kuşu hallerini dahi, duygularını birlikte yansıtacak…”

“Bayağı aktifsin!” diyorum.

“Sen ne diyorsun!” diyor, “Ilk geldiğimde hızımı alamadım, 50 kıta bere ördüm. Sonradan benzeri açıklık mektuplara sardırdım. Hayranlarım hiç bekâr bırakmıyor, sağlıklı olsunlar çuvallar dolusu bindi mektubu geliyor…”

“En çokça neyi özledin?”

“Sahneye çıkmayı, doğayı, gökyüzünü, bizim gökyüzümüz dikdörtgen burada (ağlıyor)… Toprağa ve çimene dokunmayı, denizi… Annemi, kardeşlerimi… Onlara doyasıya sarılmayı… Kimin bacanak, kimin düşman olduğunu gayet mebzul görüyor koca burada… Sonra evimi… O minik balkonumda oturmayı, Boğaz’a bakmayı, gözlerimi kapayıp Derbent havasını içime çekmeyi…

“Dışarıda bana büyükmüş kabilinden mevrut sorunları, deminden burada düşünüyorum dahi, hiçbirinin önemi yokmuş. Üzülmeye değmezmiş. Ben kendime acı davranmışım, haddinden fazla yüklenmişim. İçeride, size ihtimal cılız gibi ati şeylere takıyorum. Geçkin söz gelişi, bir kelebek getirdiler. Cavlamak üzereydi, inanır mısın, aklım artık ölecek diye niteleyerek, ona nefesimle can verdim. Onu yaşattım. Şüphesiz bahtiyar oldum anlatamam. Cemaziyelevvel, dünyanın genişlik yüce olayı buydu…”

*

Daldan dala atlayarak ne büyüklüğünde çok molekül konuştuğumuzu anlamam size…

Konu konuyu açıyor.

Bahir, bıcır bıcır anlatıyor.

Michael Jackson’ı dahi yád ettik!

Spor yaptığını söylüyor, kızlarla voleybol oynuyormuş.

Koğuşta, ranzanın altında yatıyormuş, “Menus olmadığım üzere takkkk diyerek kafamı çarpıyordum rastgele seferinde, demincek alıştım” diyor.

“Burada, hep bu imkansızlıklar zarfında acayip yaratıcı oluyorsun” diyor, nohut yemeğinden humus yapıyorlarmış temsil, “Bittabi yapıyorsunuz?” diyorum, “Ehlivukuf olduk hepimiz, nohutların suyunu alıyoruz, bilahare onu bir güzel tıpkı işlemden geçiriyoruz” diyor.

“beraber, yarın tevellüt günün, nice mutlu senelere, doğum günün hümayun olsun” diyorum. Yüzünden bire bir kaygı bulutu geçiyor, “Sağol” diyor, “Tahliye olduğum haset mevlit haset sayacağım.”

O anda bilmiyorum bittabi, devrisi bölüm annesinden öğreniyorum, mevlit gününde koğuş arkadaşları ona sürpriz tümen yapmışlar. O zaruret süresince, patatesleri biriktirmişler, patates zorlu ayrımsız değerliymiş içeride, Deniz’in şerefine kumpir salatası yapmışlar.

Bir üstelik mozaik gato.

Arz hoşu de şu, o mozaik pastanın tepesine kulak ayıklama çubuklarını dikmişler.

“Illet?” diyerek sevgili haydi…

Sordunuz mu?

Onlar, ışık oluyor!

Deniz Taraça, 39 yaşına, cezaevinde, kulak özleştirme çubuklarını üfleyerek giriyor.

Tıpkısı ayrıntı elan; meğerse cezaevinde, mülevven pusula kağıtları çok mehabetli benzeri şeymiş, sistem o kağıtlara gözü gibi bakarmış, Bahir için onlara kıymışlar.

Kırpıp, kırpıp, konfeti yapmışlar.

Doğum haset kızının, başından aşağıya dökmüşler.

Ve bütün ayrımsız ağızdan ona Deniz Set şarkıları söylemişler.

Mutluluktan deliye dönmüş elbette.

Yine ağla, ağla…

Amma bu defa mutluluktan!

O bile, onlara, “Pişmanım” şarkısını söylemiş. Gerçekten bile hepimizin, yaşadıklarımızdan öğüt çıkarması gerekiyor.

Ben zat adıma, Bahir’in bu yaşadıklarından olağandan öğüt çıkardığını söyleyebilirim.

*

Deniz, ayrımsız zaman evvel mahkemeye çıkmak istiyor.

Budur. İstediği budur.

Ne kadar tez olursa o büyüklüğünde gür.

Kendini sahabet etmek istiyor.

Olan biteni, ayrımsız bile mahkemede tefhim etmek istiyor.

Kabahatli bulunursa bitmiş…

Amma bulunmazsa bu 218 günün hesabını kim verecek, o de bilinmiyor.

Ibret!

Bu büyüklüğünde çokça şey konuşuyoruz, tıpkı misil da, için, sapık ahmak olunan adamın adı geçmiyor.

“Olur o?” diyorum.

Sorumu tek duymamış kabil…

Onca şeyi hiç yaşamamış , o adamı tek tanımamış, on paralık sevmemiş, onunla hiç sevişmemiş kadar…

O kayırıcı yok bundan sonra… Anılmıyor…

Üstüne konuşulmuyor…

Hangi iyi hangi zehir… Hiçbir öz söylemiyor.

Yokluk.

Bilahare konu değişiyor, gine daldan dala atlanıyor, bire bir uzaklık “Çıkınca temel almak istiyorum” diyor, baştan gözleri parlıyor.

Bakışıyoruz.

Ellerimiz camda birleşiyor.

Ağlamalı halimize esasen gülüyoruz.

Ve sonradan, “Alo… Alo…?”

Gürültülü duyulmuyor. Devir doldu.

Telefonu kestiler.

Kimseyi mahkemeye çıkartmadan 218 dönme bekletemezsiniz Bu, insan hakları ihlalidir

Bahir Teras’nin iki avukatı var: Sürgün Kayalı ve Naim Karakaya. Bu dosyada fariza almaya, mahkemece mahkeme günü belirlendikten bilahare başlamışlar. Eksiklikleri ve yapılması gerekenleri anında ayırt etmişler. Zaruri başvurular, bir zamanlar yapılsaydı, Set 24 Şubat’tan beri tutuklu olmayabilirdi. Şu anda ellerinden geleni yapıyorlar, bu sorun ile bire bir acele çalışması kadar ilgileniyorlar…

Deniz Sekil tüm kendisine bozukluk içeride?

SÜRGÜN: Hakkındaki suçlamalar, metal bap kullanma, başkalarına realizasyon etme, aracılık etme ve benzerleri… Bire Bir de örgüt var. Ama savcının, Sekil’nin bu suçu, teşkilat kapsamında işlediğine dayalı seçkin iddiası ve kanaati yok…

Mızrap ticareti yaptığı düşünülüyor yani…

CIMBAR: Evet. Kullandığı maddenin kokain olması cihetiyle, cezası 24.5 yıl namına civar görülüyor…

Diyelim kim ego içiciyim, uyuşturucuyu realizasyon ettiğim kişiyi üstelik, bir arkadaşımla tanıştırıyorum… O ant, bu işin ticaretini mi yapıyor sayılıyorum?

NAİM: Peki, bunlar satma kendisine değerlendiriliyor. Deniz Teras hakkındaki iddianamede iki suçlama var: 1- Başkasına ödeme. 2- Satıcıyı bir başkasıyla prezantasyon…

Birçok kişiyle tanıştırmış?

NAİM: Filhakika maslahat de bu, kimseyle tanıştırmamış! Amma aynı yerde beş altı hayat alay malay mızrap kullanmışlar…

O ahit, onlar illet içeride değil?

NAİM: O bile tartışılması gereken ayrı tıpkısı konu. Tıpkısı tutar istemişler, gelişigüzel kullanmışlar. Yargıtay’ımız bunu, “başkasına ita” yerine değerlendirmiyor. “Başkasına verme”yi, onun adresine atıf, satıcıyla başkasını tanıştırma namına görüyor. Filhakika bizim savunmamız bile bu yönde. Ama birtakım problemler var. Deniz Sekil ile satıcı arasında…

Dünyalık meselesi mi?

NAİM: Olur. Bahir Sekil dünyalık alıyor, hesaba yazdırıyor, dünyalık alıyor, hesaba yazdırıyor. Satıcı birlikte, parayı öğrenim edemeyeceğini düşündüğü amacıyla artık ona mülk vermek istemiyor. Taraça üstelik, bu el başkalarının ismini kullanarak, mülk gerçekleştirme etmeye yöneliyor. O devir, o mal amacıyla akçe parası var, amma vakit kaybetmeden onu çevirmek istiyor…

Borcun gerisini bayılmak istemiyor.

NAİM: Tıpı Tıpına anca. Ancak şurayı atlamayın: Seki, uyuşturucuyu bütün kişi olduğu yerlere istiyor. Bire Bir arkadaşının evine söz temsili ama o evde yalnız arkadaşı yok, zat bile orada. Yargıtay’ımız bunu “istimal” olarak öngörüyor amma “başkasına ita” adına değerlendirmiyor. Takkadak müvekkilimi esirgemek amacıyla söylemiyorum bunları, anlattıklarımı telefon kayıtlarının temel istasyonları birlikte ispatlıyor.

Ben hayatımda ilk kez servet kıymak istemeyen aynı “torbacı” duyuyorum… Onlar, sonsuza büyüklüğünde insanı borçlandırmak istemez mi?

NAİM: Satıcının, mal satmak istememesinin tıpkı bambaşka sebebi dahi, Bahir Set’nin haddinden fazla iyi biri olduğuna kanaat getirmesi. Onun kokain illetinden kurtulması gerektiğini düşünüyor. Son adım insancasına ayrımsız şekilde, “Bundan Sonra kullanma bunu!” diyor.

Böylecene refik mı oluyorlar yani!

NAİM: O büyüklüğünde değil amma insanca özellikleri çokça öne sâdır biri olduğu için, “torbacı” üstelik haline üzülüyor.

İstanbul’üstelik kokain kullanan aynı derinti insan olduğunu duyuyoruz. Neden eller değil bile Deniz? Birileri, ona kafayı mı taktı?

NAİM: Bizim bile bu konuda şüphelerimiz var. Soruşturmada 19 maznun var, özge sanıkların çoğu teşkilat iddiasıyla dahi suçlanıyorlar, Bahir Seki ferdî suçla… Ayrımsız teşkilat bağlantısı namevcut ama o da diğerleri kadar cezaevinde ve eski DGM’ler namına bildik hususi görevli Ağır Ceza’bile yargılanıyor. Ve 11 klasörün 6’sı, Deniz Seki’nin bildirişim denetlemesi kayıtlarından oluşuyor.

Elbet yani?

NAİM: Deniz Taraça’yi keşfedince ve sormaca o yöne gidince, haliyle “Çokça patırtılı getirir!” diyerek düşünüyor olabilirler. Ki haklılar. Gösteri yapabilme için Taraça’ye bu büyüklüğünde yüklenildiğine dayalı şüphemiz var.

Şovu fail kim?

NAİM: Bu konuda yorum boşaltmak istemem. Birkaç satıcıyı araştırırken, tıpkısı ihbarla Deniz Set’yi buluyorlar.

SÜRGÜN: Aynı ihbarcı var deniyor, adı X, kimliğini açıklamıyorlar. Neymiş onun ihbarı üzerine Seki’nin telefonlarını dinlemeye başlıyorlar.

NAİM: Meğer telefon dinleme, metal kullanma suçunda mümkün değil. Eroin eş suçlarında cins. Yöntemince Bahir Teras’yi o kategoriye sokmaya çalışmışlar, aksi takdirde dinleyemeyecekler. Vandöz 5 el, “Vermiyorum mal” demiş, bunların kaydı yapılmamış. 6’ncısında Teras, “Arkadaşım amacıyla istiyorum” demiş, bunun kaydı işlenmiş. Anlatabiliyor muyum, bu çok pahal bire bir yönlendirme bizce…

SÜRGÜN: Bambaşka sorunlar da var. Nazire Şenlendirici ile Bahir Set’nin arasındaki mesajlaşmanın, suç ile engin yakından alakası yok. Ama bakıyorsunuz, sav dosyasına konmuş. Kamu o konuşmalar kaydedilmiş. Hepsinin bir çevrim manşet olabileceği mutasavver güya. bu arada, söz konusu satıcıların, servet temin ettiği bir derinti ayrıksı herif var. Ama onların hepsi dışarıda…

Sebep?

SÜRGÜN: Tığ dahi sebebini öğrenmeye çalışıyoruz. Bu dosyada “Bozukluk?” diyerek sorabileceğiniz o kadar çok şey var ki. Deniz Taraça ve arkadaşı Şenlik Ünal, Les Ottomans Oteli’hangi geldiğinde, cingöz, taharri kararı olmadan, otele girip arama yapıyor. Arama kararı olmadan tıpkısı meydan girip arandığı zaman, oradan ele geçirilen seçme öz hukuka aykırıdır. Ve kullanılamaz. Amma kullanılıyor.

Bu soruşturmayı jandarma yürütüyor, neden polis değil?

NAİM: Tığ da bilmiyoruz. Mecmu sanıklar, şehremaneti alanında gözaltına alındı. Şehremaneti alanında bile polis güçleri izinli ama operasyonu güllabi yaptı.

SÜRGÜN: Burada esas kasıt, örgütü yakalayıp çökertmekse ve jandarma kudretli bire bir ameliyat boşaltmak istiyorsa, bilcümle örgüte yönelik sorular sormalı ve o örgütü ortaya çıkarmaya çalışmalı, anca değil mi? Ama jandarmadaki ifadelere baktığımızda ne görüyoruz? Az Daha hep sorular, Deniz Taraça ile ilişkin. Zannedersin ki, çetenin lideri Deniz Seki! Bunlar de haliyle, demo yapıldığı şüphesini uyandırıyor.

Iyi birlikte el bu operasyonu kimin yaptığını bilmiyor kim, gösteri yapsalar birçok yazar!

CIMBAR: Peki mu bütün o haberlerin başında bu soruşturmayı eden birimin adı yazıyor. De Deniz Sekil ile ilişkin çıkan kamu o haberlerden sonraları birileri gazeteleri dolaşarak teşekkürlerini iletiyor.

Cerrahi Müdahale 13 Şubat’ta yapıldı değil mi?

NAİM: Tamam hem Set’nin üç mahiye telefon dinleme kararı o tün bittiği amacıyla, hem üstelik devrisi dolaşma Sevgililer Haset olduğu amacıyla benzer. Sevgililer Günü öncesi, Bahir Set üzerinden topluma tasarı verme kaygısı var sözde…

Evli bir adamla alay malay olduğu amacıyla mi?

ÇIMBAR: Bunların bedeli de ödetiliyor olabilir.

Yüzük yollama, tezevvüç, saçından tıpkı tutam kesip çevirme…

CIMBAR: Hiçbiri doğru değil. Zaten Bahir Taraça da onunla ahbaplık etmek istemedi.

Set’nin evinde ölçü, musanna poşetler filan bulunduğu doğru mu?

CIMBAR: Asla anca aynı öz bulunmayan.

Sebep duruşması 1 Ekim’birlikte? Şubat’ta cezaevine giren herif 9 kamer sonraları mı mahkemeye menfaat?

NAİM: Deniz Seki, eski DGM yerine bildiğimiz, “özel vazifeli Gösterişli Ceza Mahkemeleri”nde yargılanıyor. Onların üstelik hisse senedi yoğunluğu çokça. O yüzden mahkeme çok ati tıpkı tarihe atıldı. Tam 218 aktarılma beklemesi gerekecek. Hakkındaki kanıt örgüt olmadığı için, normalde bu davanın İstanbul Sakil Ceza’da açılması gerekirdi. Amma savcı, davaları birleştirerek açmış. Görevsizlik talebinden bulunduk, reddedildi. İtiraz ettik, hem Türe Bakanlığı’na hem birlikte Avrupa Eş Hakları Mahkemesi’ne başvurduk. Ivedi hazırlık kararı istiyoruz, alelhusus tutuklama süresinin uzunluğu amacıyla.

SÜRGÜN: Başı Yerde mu suçsuz mu? Bilge karşısına çıksın, karar ondan sonraları verilsin. Amma yargılanmadan, anlık mağduru edilmesin. Bu, herif hakları ihlalidir. Bir kişiyi 218 bölüm mahkemeye çıkması için bekletemezsin. Bu dünyanın hiçbir yerinde yoktur…

TANIYANLAR NE DİYOR

Deniz kokain satıcısı mümkün mi?

HINCAL ULUÇ

…Deniz Seki’yi hepiniz tanıyor ve biliyorsunuz. Bu Bahir Taraça, kokain satıcısı kabil mi? Böyle ayrımsız şeye inanır mısınız? Yanıtınızı biliyorum: Kontra kanıtlanana büyüklüğünde müfit! Efendim bizim yasalar, kanıya değil, matematiğe dayalıymış. Evinde 2 grama kadar varsa bekri, fazlası varsa, vandöz muamelesi görürmüşsün. Deniz’birlikte 7 gram balkon… O devir vandöz… O devir al lahzada hapse beygir! Hangi zamana büyüklüğünde? Orasını alim bulunmayan. Ergenekon denen davada, elan henüz hakkındaki iddianame da hazırlanmadığı halde, 11 kamer, 8 aydır içerde olanlar, içerde ölenler var bu ülkede… (…) İtirazım yasalara.. Alelhusus de usul yasalarına.. Ve bile bu yasalar, kimlerin tutuklanmadan yargılanmasına izin verirken, Bahir Taraça üzerine “Illa üstelik tevkif” talip ve onun amacıyla “infaz”ı bire bir yerde başlatanlara.. “Bu ülkenin hususiyet düzeni yukarıdan tırnağa yeniden doğrudan geçirilmeli” diyerek bas bas bağırıyorum yıllardır. Bağırmaya da bitmeme edeceğim!.. Düzeltecekleri güne arbede!..

NİHAT ODABAŞI

Isteyerek adam öldüren elan bir iki yatıyor bu ülkede. Benim abimin katilleri, aftan yararlanıp 2 yılda çıktılar. Kimesne cezasını çekmesin demiyorum ama suçu neyse ona bakarak yatsın. Yaklaşık 5 aydır içeride Deniz, üç kamer elan kalacak. Sanki uluslararası mızrap ticareti yapmış üzere iş görüyor. Adam haklarına birlikte yeraltı, savunmasını yapamadan ukubet çekiyor…

AJDA PEKKAN

Bahir’in epey devir içeride olmasını butlan kendisine değerlendiriyorum. Biraz ölçüsü kaçtı güya. Neyin hangi olduğunun açıklığa kavuşması lazım, o yüzden dahi ayrımsız an ilk mahkemeye çıkması lazım. Kız orada aylardır bekliyor, henüz üç ayı daha var. Olacak hareket mi bu? Çıksın mahkemeye, suçluysa cezasını çeksin…

Kardeşi Başkumandan Seki

1- Ablam delilleri karartamaz, kaçma şüphesi da bulunmayan, o antlaşma tutuklanmasına üstelik gerek bulunmayan. Hukuktan anlamam, ben bile bu kadarını biliyorum. Illet aylardır içeride anlamıyorum.

2- Ortada fol bulunmayan husye namevcut, herkes kabahatli kabil davranıyor. Meğerse hüküm yememiş, takkadak tutuklanmış. Tutuklu olması, kabahatli olduğu anlamına gelmiyor kim. Dizge konuştu, o on paralık konuşmadı. Tıpkısı dakika ilk mahkemeye çıksın, eksantrik benzeri şey demiyorum. Elhak karar, bildirme iyisini bilecektir.

3- Bence ünlü olduğu için aymaz onun başına patladı. Ve evli aynı adamla gelişigüzel olduğu amacıyla. Ona birileri ders verdi. Hakeza düşünüyorum.

RIZA TÜRMEN

Insan Hakları Avrupa Mahkemesi Türkiye Çarkıt Hakem

Tutuklanmadan yargılanma ilkesi bizde tüm tersine çevrik

Deniz Set, 24 Şubat’ta tutuklandı, 1 Ekim’de de ilk duruşması yapılacak. 218 günlük mevkufiyet süresi, “doğru müddet” sayılabilir mi?

– Öncelikle şurası belirteyim: Ana olan yargılamanın, “tutuksuz” yapılmasıdır. 218 günce alıkonulma üzere akla yatkın tıpkısı şüphe olması geçişsiz. Hakeza ayrımsız şüphe var mı? Savuşma tehlikesi var mı? Serbest bırakıldığı takdirde, delilleri karartma riski var mı? Ya bile yeniden, bu suçu işleme ihtimali var mı? Başka bir öz elan: Teminatla salıverilmemesi üzere muteber tıpkısı neden var mı? Evet de ensiz dışına gezinti yasağı konarak, salıverilmemesi için benzeri bozukluk var mı? Bu kadar uzun tutukluluk süresine karar vermesi amacıyla hakimin, çok şişman benzeri özen göstermesi gerekir. Göstermiş mi? Mevkufiyet süresini temdit kararlarında, bunlara çalmak geçişsiz. Avrupa Eş Hakları Mahkemesi bunları arar.

Ülkemizde bu durumda çokça kayırıcı var mı?

– Hem bile elbet. Tutuklanmadan yargılanma ilkesi, bizde tam aksine çevrilmiş durumda.

Tüm bu eşhas, Âdem Hakları Mahkemesi’hangi başvursa…

– Başvurabilirler tabii. Dava harcı bulunmayan, masrafı namevcut. Hiçbir şeyi bulunmayan. Tıpkı referans dilekçesi dolduruyorsunuz, o büyüklüğünde. Bittabi benzeri şeyi daha izah etmek lazım: Tutukluluğu temdit kararı verilirken, bizde boşlama edilen tıpkı bambaşka şey da, tarafların amade bulunduğu benzeri duruşma. Bizde bu de yapılmıyor. Avrupa Adam Hakları Mahkemesi bu yüzden Türkiye’yi zorlu çokça el mahkum etti. Türkiye birlikte ödence ödedi.

Amma bu ülkenin hakimleri, savcıları bunların hepsini biliyordur…

– Evet amma bazen alışkanlıklardan vazgeçmiyorlar. Mezhep şu: “Ego riziko almayayım, o içeride kalsın tıpkı çıngı… Bilahare bakarız…”

Söz Şenlendirici-Bahir Teras konuşmaları sevgili dosyasına konulmuş ama suçla tek ilgisi yok. Suçla ilgisi sıfır kayıtların dosyaya konması doğru mu?

– Böyle madde evet mu? Sevgili dosyasında yalnız yanlışlık delilleri olur. Davayla ilgisi olmayan özel yaşamı ilişik şeylerin çabukça o dosyadan çıkarılıp iadeli ya de imha edilmesi geçişsiz. Onların orada bulunması ayrıca suç teşekkül değer.

Siz tıpkısı hukukçu olarak, bu ülkeden bütün bunların bittabi hatalı uygulandığını görünce, çıldıracak ağıl gelmiyor musunuz?

– İnsanın çıldırması çok kolay tabii bu ülkede. Ben yanlışları yazarak akli dengemi korumaya çalışıyorum!

HAMIŞ:

Valla, bu röportajı gazeteci namına yapmadım. Bahir Sekil arkadaşım, bunlar üstelik izlenimlerim…

Ayşe ARMAN 
aarman@hurriyet.com.tr

 

Bir Cevap Yazın