CANEVI YAKICI BIR VAROŞ’UN HİKAYESİ!

Yılan dansından, sinema faciasına, MSN ’da doğuştan soyunup nümayiş yapmasından tiyatrosuna… Antrparantez Sinemasına… O da olmayınca Bar işletmciliğine soyunmaya. Soyunda soyun nereye kadar amma soyunacak platform kalmadı ki… Değil mi?

Başlığımızda; ona, tıpkı çift kayıksız kürek dedik, çünkü ne yaptıysa ne denediyse bire bir tür olmadı. Sosyetenin iştiyak edip sahnedeki şarkıcıya aynı tek fındık fıstık atmadığı küsurat sirk misali tün klüplerinden öteye gidemedi şöhreti. Benzeri kalem esas sanatçılar üzere küreklerini kullaanacağı aynı kayık yaratamadı kendisine. Çırpındı durdu Fatih… O çürük kanatlarıyla…

Canevi yakan bir hikaye dedik, çünkü çocukken başlıyordu yanmaya uslanmaz Siftinlik Ürek…

Özgürlük Gazetesi ’hangi verdiği tıpkı röportajda şöyle anlatıyordu çocukluğunu:

Derli Toplu olduğum amacıyla annem çokça döverdi

“Babam Bursa ’ya geldikten sonraları batkı ettiğini aynı cins hazmedemediği için ailesini terkedip gitmişti. Bizi ne aradı, ne sordu. Annem çokça aktif tıpkı avrat olduğu için bilcümle çocuklarıyla biricik biricik ilgilendi. Fakat genişlik sorunlu bala bendim. Bu yüzden sülale süresince çok nazik tartışmalar olmuştur. O zamanlar üstelik böyle apiko püslüydüm. Hep ayrı ayrı kıyafetler giyerdim. İçimde vardı. Ablalarımın kullanmadığı kıyafetleri kendime bakarak değiştirirdim. ” diyordu.

Sonradan peşi sıra mevrut Tiyarocu olma hevesi ne yaptıysa baktı kim olmadı; “Titr olayımda zahir olursam olayım ” diyerek attı kendisini mikrofonların önüne… On Paralık beş on sesi konuşulmadı. Çıktığı televizyon programlarında 3. sınıf, şiddetli ’Zeki Müren bakışı ’larının taklidini yapmaya çalışırken birey pozlar ile seyircinin gönlünü kazanmaya çalıştı.

Ama bu ehliyetli değildi. Çarli bile çıktı taklit yapbiliyordu ekranlarda. 

Zen kültürünü dost Türkiye, yır söylemeye müteharrik midi ünlü bu şarkıcıyı yüreğine bürümek istiyordu amma tıpkısı faktör olmalıydı. Fatih Ürek içinden mevrut ve ruhunun derinliklerinden yükselen ıslık misali o sesi dinledi ve uzun hayvan üzere kıvrılan ruhu ile raks etmeye başladı.

Seyretme ve ılımlı sesi ile patlayamayan Ürek, yılan dansı ile patlamıştı Türkiye ’de bu nitelik kolbastı ’dan dakikasında eski bir tane faciaydı.

Ve tekrar Ürek ’mağara yürek yakıcı feryadı devam ediyordu. Hürriyet Gazetesine verdiği röportajda.

Fatih Ürek “Yaptığım şeyler tek devir ciddiye alınmadı. İnsanların beni tanımadan, yöre yargılı davranmasına artık sabır edemiyorum. Bu ayrımsız yargısız yürütüm. Fatih Ürek ’i ağız ağıza fiziğiyle, aut görüntüsüyle değerlendirmeleri kırıyor beni.” diyordu.

Israrla ciddiye alınmak, önemsenmek istiyordu Kırılgan, Dayanıksız Fatih… O dahi yer bir iki herkes kadar san olmalıydı. Unvan onun üstelik hakkıydı. Hakkı de şan olmuştu. O illet olmasındı.

Çooook Uzun ahit bekledi titr perisinin kapısını çalmasını, çalmasada olurdu, tıklatsa yeterdi, o çabukça kapıya koşardı. Ve yıllarca tiyatroda, akşam klüplerinde; yılan dansıyla, midi sesiyle, fiziğiyle, süsleriyle, makyajı ile yakalayamadığı fırsatı eline güzeşte tıpkısı ezgi ile yakalamıştı. Ve aha şan perisi ayrımsız şarkının kapısını çalarken rüzgarı ona bile deyecekti.

HAYDE LİLİLİLİLİLİLİ UÇURUM!!!!

Ve böylece olmuştu. Artık onu ciddiye alıyordu basın. İnsanlar önemsiyordu. Ve Fatih yara talihini böylelikle yenmişti. O dünyanın arz mesuuudd insanıydı. Sanki siyah beyaz zehir Türk filmlerinde olduğu üzere; dünyalar onun olmuştu. Bahtsız değildi imdi fazla kilolarından şişen bedenin derinliklerinde mütezayit minick yüreği…

Uzun sürmedi bu mutluluk…

Çünkü o karaca aktarılma gelip çatmıştı. kör talih Ürek ’in yüreğini acıtmak üzere ağlarını dürtmek dokunmak örüyordu. Hem dahi uzun hayvan dansının kıvraklığından elan üstelik kıvrak ağlarla… Intizar bu ağlar, bu ağlar Fatih karalar bağlar… Türküsü yakılmaya başlamıştı birlikte internet illerinde…

Ve internette tıpkısı öğle vakti Fatih Ürek ’in tıpkısı tokmakçı ile MSN yazışmalarını, daha dahi beteri MSN de kadeh açarak soyunan, bununla bile yetinmeyip kameraya kalçalarını dayayan Ürek ’mağara bilumum işaret degeri kendinde hafi malı mülkünün görüntülerini yayınlıyordu…

FLAŞ BILI ÇABUK DUYULUR…

Yaklaşık tıpkı saat süresince yurdun en balaban, enkocaman gazetelerini, televizyonlarının, marifet sitelerinin, forumların, manav web sitelerinin, kapıcılar birliği web sitelerinin, ruh bilimi sitelerinin, official ya de un official sitelerin v.b … manşetlerinde bu haber ve görüntüler yayına peydah edildi. Hamur: … diyerek yazıyordu kocaman koca.

Kendisinin rüyada görse patlayamayacağı kadar patlayan şarkısının klibi kullanılmamış yayınlanmaya başlamıştı oysa TV kanallarında… Amma demincek erotik MSN görüntüleri şarkısının klibinden milyarlarca intaç fazla yayınlanıyordu. Antrparantez bire bir mağazin programı tekmil 1 saat 15 dakikasını bu görüntülere ayırmış, ve hatta stüdyo konukları de çağırarak “Ne olacak Ürek ’mağara bu Kalpgâh yakıcı havai” diye niteleyerek üstelik tartışmılardı.

Fatih Ürek

Aynı müddet inkar etti kendisi. “Nayır Nolamaz o ben değilim, o biberli kadın Görgülü” diye niteleyerek..

Menajeri bozuk dansöz matbuat bültenleri yayınladı.

“Namevcut valahi da bilahi dahi Fatih değil o! O, fatih olsa üstelik görüntüdeki malk mülk onun değil” diye üzüntülü matbuat bültenlerinde.

Ancak aradan aynı hafta geçemeden Duyma Denker ’e Bodrum ’da verdiği ropörtajda “Münteha o benim” diyordu. Ve böylecene rüyasında göremeyeceği şöhreti şarkıya kaptırıyordu. Şarkıyı üstelik başkalarına. Yani Artık demin yabancılar HAyde Lİlililili  diyordu…

Elhak o günlerde Fatih ’in MSN ’si yüzünden mundar olan şarkıyı takkadak ayrıksı sanatçılar okuyorda şarkı kurtuluyordu.

Ardından, kadın ve eş kılıklarından sahnelemeler yaptığı sinema filmi ile gündeme gelmeye çalışıyordu. Bu kalpgâh yakan hikaye daha çok değişmeliydi. Ancak film gişede iki seksenden fazla yatıp, yapımcısını da batırınca, akıbet tıpkısı deva haydi filme eş “Valla çekiliş yapıp seyircilerden birine araba vereceğiz” reklamsalları üstelik tutmayınca olan oldu. Filmi hangi uzun hayvan dansı kurtarabildi ne da araba… Böylecene oyun, dans, okuyuculuk, şovculuk, MSN ’cilik, sinemcılık derken elle tutulur bire bir madde kalmamıştı.

Akıbet aynı sınama ile işletmeciliğe soyundu Bodrum ’bile ayrımsız barda. Barda sahneye çıkardığı ve 12 dolaşma çalıştırdığı Niran Ünsal ’a paraları ödemeyince ceride sayfalarında yine bürgü bürgü bilim oldu. Ve benzeri gelişim elan hüsranla son buldu…

Canevi yakan bu hikaye burada umarız bitmiştir. Evde oturup tentene örüp satmakta tıpkısı meslektir ve gani kazandırır becerebilene…

Namevcut hikayenin bambaşka denemelerden kaynaklanacak devamı olursa üstelik sayfalarımızdan saha veririz efendim. Sizler hiiç nikbet etmeyin.

Görünmeyen kabiliyet kalmadı çünkü!

Tunç Kızoğlan Yakar

Bir Cevap Yazın