Dünü ve bugünüyle Halit Kıvanma…

Hürriyet’ten Ipek Özbey’mağara röportajı…

Konuşmaktan yorulmadınız mı?
Konuşmayı haddinden fazla seviyorum. Babam ılımlı, annem beş altı konuşurdu. Benim içimde varmış. Haddinden Fazla erken konuşmuşum. Komşular “Aaa konuştu” deyince susmuşum. Sonra biri elinde kanaryayla mevrut, “Kanarya suyunu içerse konuşur” demişler.

Altan Erbulak size takılırmış, “Deminden ötmeyen kanaryalara Halit ’mağara suyunu içiriyorlar” dermiş.
Çokça takılırdı. Bir ahit arkadaşlarımıza bir seyahatimizden bahsediyor: Radyoyu kapattım, Halit ’i açtım diyerek…

Televizyon işi print hisse senedi. Benzeri parlarsın, ayrımsız sönersin. Adın üç günde silinebilir. Siz elbet bu kadar sene ayakta kaldınız?
Ben kimseyle söz etmedim. Elinde mikrofon var diyerek kimseyi kırmayacaksın. Doğruyu, güzeli vereceksin insanlara, onu paylaşacaksın. Sunacağın kişinin adını dahi unutsan, durumu yetirmek için nezaketi vasıtasız bırakmayacaksın.

Yoksa böyle tıpkısı molekül oldu mu, kimin ismini unuttunuz, hangi tamam anlatın?
Ebru Gündeş eskimemiş çıkacak ve konseri var. Bir yerde onu sunmam gerekiyor. Günler öncesinden bütün sokaklara afişi asılmış. Sahneye çıktım, karşımda binlerce sevimli. O asıl kadar hiç kabak ayrımsız molekül geldi başıma. Birtakım sunacaktım ego, kişioğlu gidiverdi aklımdan.

Ne yaptınız?
“Sakin ol Halit”
dedim. “Hiç iptila ika, bunun altından kalkarsın…” Seyirciye döndüm, “Canan seyirciler, şimdi karşınıza, yarınlarda bilcümle alkışlayacağımız benzeri gailesiz kızımız geliyor. Güzelce sesli adamakıllı kızımız… Haydi siz söyleyin, ki geliyor, ki geliyor” diye niteleyerek bağırdım. Bütün salon benzeri anda “Ebru Modern” diyerek ismini söyledi. Konser bitti, Ebru Çağcıl ile orada tanışmıştık. “Çok güzeldi beni sunuşunuz” dedi. Aradan beş altı kamer geçti, esasen aynı dinleti var, kadrosunda de birçok sanatçıyla bu arada Ebru Gündeş. Bu kez rahat sakin, “Güdük zamanda nazik sima yapan Ebru Gündeş geliyor sahneye” dedim. Konserden sonraları Ebru sitem etti: “Halit Abi neden o günkü kabilinden sesli duyuru etmedin beni” diyerek sordu: “Eeee ismini unutmadım bile ondan” dedim. Bittabi şaka yaptığımı zannetti. İnanmadı unuttuğuma…

Ne isteseler sunar mıydınız? Yoksa ‘asla ’larınız var mıydı?
Benim amacıyla mülk tek ahit bire bir öz tabir etmez. Bana şurası verelim, çık şurası yer dediklerinde yapmadığım oldu.

Neydi al çizginiz?
Tek antlaşma politikayı sevmedim. Siyasi tartışmaların içine bile girmedim.

Neden sevmediniz?
Siyasette ara sıra fikirlere inanmadan çakmak zorundasınız. İşin içine politika girdiği devir insanlarda zayiat oluyor. Ben memleketime harıldamak amacıyla insanları güldürmek istedim. Yarışmalarda para dağıtmaktan çok mutlu oldum.

Kesin mebusluk teklifi gelmiştir…
İçimi acıtan benzeri olaydır o. Bir ahit üç tümen benzeri anda mebusluk öneri etti. Neredeyse ağlayacaktım. Üçü dahi “Sen bizdensin” diyor. Üçünün birlikte fikirleri ayrı. Görüşleri ayrı. Oturdum, gözümde yaşla düşünmeye başladım, “Ego bu büyüklüğünde mı sahtekârım, dizge bizdensin diyor…”

Siz hangi kadar politikadan uzaksanız oğlunuz edip Beklenti Övünme o büyüklüğünde içinde. Onu üstelik ırak tutmaya çalıştığınız oldu mu?
O ilkelerini kendisi koydu. Açmak, çizmek, yurt sorunları hakkında bakım etmeye inandı.

90 yaşındasınız. Dünya hemen değişiyor. Bu değişimde sizin canınızı acıtan şeyler oluyor mu?
İnsanların değişmesinden şikâyetçiyim. Mülk uğruna ‘inanıyormuş kadar ’ yapmalarından… Para insanları çokça tez değiştiriyor. Ve maalesef keskin yönde değiştiriyor.

VAZGEÇİLEMEYEN SUNUCU

Birçok posta acun kupası sundunuz?
20 kupanın 10 ’unu sundum.

Gelmiş esbak sunu gani acun kupası futbolcusu ki?
Pele…

Neden?
Zira birçok kupada bu kayırıcı var. Bana ‘Grand Amigo ’ diyordu. Mebus oldu, kazandığını çocuklara verdi.

Siz hep 23 April törenlerini da sunardınız…
20 kez.

Elinizde sihirkâr polo olsa zaman TV ’da neyi değiştirirsiniz?
Vurdulu kırdılı, silahlı dizileri…

RÖNTGEN KARMAŞASI

Mithatpaşa Caddesi ’nde bodrumdaki stüdyomuzun bulunduğu apartmanın yanındaki apartmanda da ara sıra bürolarımız vardı. bu arada TRT-TV ’nin film kurgu odalarının bulunduğu kattaki iki dairenin yanı sıra tıpkı röntgen mütehassısı bulunuyordu. ara sıra kâh hastalar kapıları karıştırır, röntgen mütehassısı diye bizim TV ’nin teknik servisine gelirlermiş. Aynı dönüş gene köyden geldiği belli tıpkı yurttaş, bizim film odasının kapısını çalmış:

“Dohtur Satış içerde mi?”
“Kusurlu efendim. Erketeci karşısı. Burası Ti-Vi Film Odası…”
“Ossun. Ben dahi elhak filim çektireceğidim…”

SEZEN KATARAKT, PELE, ABDİ İPEKÇİ…

– Şut dergisine spor yazmasını istediler. “Yazarım amma karikatür çizemem” dedi. “Galatasaray Lisesi ’nden ayrımsız çocuk var, senin yazdıklarına bire bir şeyler çizecek” diye niteleyerek cevap verdiler. O bala Abdi İpekçi ’ydi.

– 1951 ’dahi Beyrut ’ta tıpkısı bakıcı, “Anca benzeri hareket sahibi olacaksın ki benzeri konuşacaksın herkes seni dinleyecek” dedi. Sunucu oldu. Ayrımsız falcı büyük bir adamla tanışacağını söyledi. O herif Papa ’ydı.

– Brezilya ’yla bire bir maç. Takımın birlikte. Her Brezilyalı futbolcunun başında 100 güç. 17 yaşına kullanılmamış basmış, köyden gelmiş benzeri bala köşede öylece oturuyor. Gitti, onunla suret çektirdi, iki-üç bile istifham sordu. Çocuğun adı Pele ’ydi.

– İzmir ’bile bir dinleti sunuyor. Basit tıpkısı kız getirdiler. Sesi çokça güzeldi. Sahneyi çıkması amacıyla herkesi razı etti. “Bir şarkılık izin ederiz” dediler. Kız daha çok, yıkıldı kıran, kızın adı Sezen Katarakt ’ydu…

– Bire Bir gökdelenin en üst katında defile sunacaktı. Defilenin böylelikle eskimemiş radyoya girmiş, çok adamakıllı ünlü bire bir kız gelinlikle podyuma daha çok. Kızın adı Emel Sayın ’dı…

Bir Cevap Yazın