HAK DINI CEVAZ VERMEZ AMMA…

Özgürlük yazarı Ayşe Arman, gazetelerinin bakir yazarı, bazılarının Ahmet Melik olduğunu tez ettiği Ahmet Arsan’la yaptığı söyleşiye köşesinde düzlük verdi.

Bende uykuluk akva, mideme umum attırmadım çakı kabilinden askerliğimi yaptım ayrıca şefkat eksikliğim da yok! ‘Sizinle mülakat yapabilir miyim?” Budur. Ahmet Arsan’ın e mail’e gönderdiğim 4 söz budur. Cevap hangi oldu dersiniz?

🙂 Olur, gülme işareti… Beniz buldum, 11 söz daha yazdım: “Bir ilavede yazdığımıza göre, bana iltimasçı geçersiniz, evvel röportajı bana verirsiniz…” Sonra rüfeka, aynı MSN adresi geldi. Anlayacağınız ego, kimilerinin Ahmet Melik olduğunu iddia ettiği Özgürlük Pazar’ın eskimemiş yazarı Ahmet Arsan’la bu söyleşiyi, MSN üzerinden yaptım. Onu hiç görmedim, ki olduğunu bilmiyorum. Sonradan düşündüm, önemi var mıydı, onun ki olduğunu bilmemin. Bence yoktu. Adamın kim olduğunu bırakın, tespitlerine bakın… Ego öyle yaptım. Soruları hiç sektirmeden yanıtladı. Çokça çabuk ve espriliydi. Elden bir nöbet, “Kıraathane alıp geliyorum, 5 dakika açıklık” diyerek yazdı. Bu kadar.

Siz hangi yapmaya çalışıyorsunuz?
– Sizlere “bizimkileri” anlatmaya çalışıyorum. Haddinden Fazla dörtköşe insanlardır “bizimkiler.” Sıkıcı değillerdir. Belden hor fıkralar anlatmaya bayılırlar. Yakası açılmadık şakalar yaparlar. Çok kesif aşık olurlar. Rastgele üç İslamcıdan dördü şairdir örneğin! Kimi, tıpkısı üstada bağlanıp bayındır kıymetiharbiye, birtakımı hep
isyankardır. Birtakımı çekingendir, kimisi acar. Kavisli anlaşılmasın, size Çin Mahallesi’ni anlatmıyorum. Gerçekte sizin mahalle üstelik bizim mahalleden kötü kalmaz. Keşki, bizim mahalleye sizin mahalleyi anlatan tıpkı Ahmet Arsan çıksa dahi neşemizi bulsak…

Yani ilgili olduğunuz mahalleyi bize, “içeriden” anlatıyorsunuz…
-Tamam anca yapıyorum.

Onları bize ispiyonluyor musunuz!
-Hangi pazar! Şefkatle, merhametle “dâhilen” anlatıyorum. Gülümseyerek. Kimi Zaman gururla. Kimi Zaman “Bakın bizde neler var” tavrıyla. Tuhaflıkları sergileme çabasıyla…

Tamam illet yapıyorsunuz bunu?
-Esasen… Bu mahalleye sağır kalmayın diyerek yapıyorum. Bu mahallede açan bin çiçekten malumat sahibi olun diye niteleyerek yapıyorum. Burayı biraz tanıyın istiyorum. Öbür dünyaya ilgilendiren olduğunu sandığınız tıpkısı mahallenin, esasta hangi kadar da bu dünyaya ilgilendiren olduğunu görün istiyorum. Buralarda, sizin sandığınız kabil aynı kargaşa disiplini olmadığını fark edin istiyorum. Buradaki
zaaflardan, erdemlerden, günahlardan, fedakarlıklardan, görgüsüzlüklerden, zıpırlıklardan, ihtiraslardan, tamahkarlıklardan, kanaatkerlıklardan uyanık olmanızı istiyorum. Böylecene biraz rahatlayabilirsiniz, hem birlikte korkularınızı yenebilirsiniz.

Belki üstelik hakeza yüksek misyonlarınız namevcut…
-Var, var.

Belki de Özgürlük Pazar’de kendinize fakat hakeza köşe bulabildiniz! Imkânsız mı?
-Mümkün. Şöyle diyelim: Hürriyet Pazar’de bana bucak açanları neyin motive ettiğini oldukça biliyorum. Benim motivasyonumla onların motivasyonu örtüşecek mi, bekleyip göreceğiz.

DİNSELLİK VE CİNSELLİK GELIŞIGÜZEL DEVIR SATAR

Evet bu yazıların bire bir alıcısı var mı?
-Olanaksız mı? Bekçi dergisinin “dinci toyluk” kapağından beri kaba ve zehir nesep şudur: Memleketimizde “dinsellik” ve “cinsellik” rastgele zaman satar!

Sizi kim okuyor?
-Of işte yer nazik sorunum bu! Ego sizin mahalleye yazıyorum amma bizim mahalle “Bakalım bu hergele bizimle ilişkin neler yazmış” diyerek Özgürlük Pazar’ın arka sayfasına üşüşüyor.

Size kızmıyorlar mı?
-Kızmazlar mı? Kızıyorlar. Hem birlikte elbet… Bizimkiler hangi kadar aktiflik alanlarını genişletirlerse genişletsinler, ne büyüklüğünde büyürlerse büyüsünler, ne kadar güçlenirlerse güçlensinler, çarkıt alışkanlıklarını, sakat korkularını, sakat yaklaşımlarını terk edemiyorlar. İliklerine kadar işlemiş tıpkı “getto psikolojisi” var bizimkilerde. Aynı oymak duyarlılığı.

Bu yüzden mi içlerinden birinin çıkıp, kendilerine ilgilendiren sıfır benzeri platformda kendilerinden saraka etmesine bozuluyorlar…
-Peki. Bunu yapana “Askeri üslerle ilgili krokileri karşı tarafa satan ajan” muamelesi yapıyorlar. “Sırlarımızı yayma ediyor!” diyerek asap oluyorlar.

Haksızlar mı?
-E bittabi. Böyle aynı girişime çokça elan zekice karşılıklar verebilirler. Söz Misali Eskimemiş Şafak, bu mahallenin Ahmet Arsan’ını bulsa, “Bunlar ne vadi, hangi içer? Nerelere takılır, zahir insanlardır” diye niteleyerek tıpkı nahiye açsa, hem sunu fiyakalı, hem dahi yer ahenktar cevap mevdu olanaksız mı? Galiba bizim mahalle espri potansiyelini ortaya koyamıyor. Böyle benzeri sorunları var. Ego buradan onlara, “karşı casusluk” girişiminde bulunmalarını öneriyorum.

O zaman bunlar, “Bulunmayan aslında birbirimizden farkımız” yazıları mı?
-Tamam, konusunda bastınız! Birbirine ırak iki mahallenin, gerçekte hangi büyüklüğünde bile birbirine benzediklerini kanıtlamaya çalışıyorum.

Şimdi camiada “eşi başı münhal” adamlara gerekseme duyulmaya başlandı

“Çıktı tesettürsüzle izdivaç etmek moda” diyorsunuz. Nereden biliyorsunuz? Beş Altı örnekten yola çıkıp genelliyor musunuz?
-Hayır, genellemiyorum. Havayı yakalıyorum. Vaktiyle, “Eşi başı zahir” ayrımsız adamın camianın derinliklerine dalması takatli cins olmazdı.

Illet?
-Öyle aha. O adamdan endişe duyulurdu. Bütün mesafeli benzeri veriş kurulurdu. Bu yüzden bir vakitler “başörtülü eş”, camianın olmazsa olmazı idi. Ama deminden “eşi başı meydanda” adamlara gerekseme duyulmaya başlandı. Bundan Sonra yadırganmıyor eşi başı yıldızlı insan. Mesele budur.

Siz içinden çıktığınız mahalleyi kıtipiyoz tanıdığınızı düşünüyor musunuz? Daha Çok bilcümle içre değilsiniz evet, bire bir müddet sonradan size bile yabancılaşmaya başlamaz mı?
-Benimki tabii ki biraz bile “Ahmet Arsan’ın gözüyle o mahalle”. Ayrımsız gayr yazsa, belki bile bambaşka ayrımsız mahalle portresi çıkacak ortaya. Yani hem tek cins ayrımsız mahalle namevcut, hem da tek cins bire bir bakış namevcut. Yani burada ekmek çokça! Gazetelerde “Ki bu Ahmet Arsan?” geyiği çevrileceğine, tümce kendi meşrebine göre bire bir Ahmet Arsan bulsa, elan “faideli” benzeri hareket işlenmiş olamaz mı?

Tamam siz, Ahmet Melik’ın izinde yürümüyor musunuz?
-Ego varken, o yoktu. Nedeniyle benim izimden yürüyen odur!

Kızmayın amma onu kavramak varken sizi neden okuyalım? Aslı varken, “yara”sını n’apalım?
-Valla, kul dalak kuvvetli! Mideme da umum attırmadım. Denizçakısı kabilinden askerliğimi yaptım. Antrparantez şefkat eksikliği da yok kul…

Siz onu kıskanıyorsunuz!
-Ne alakası var. Ego rekabete inanırım. Hem durun yahu, şunun şurasında henüz iki hafta oldu başlayalı. Biraz ahit geçsin bey mi yaman, umum mi bitirim anlaşılır!

Bizimki galiba Türk Matbuat Tarihi’nin genişlik liyakatsiz üstünkörü adla çeper girişimi oldu

“Şu aralar Ayça ve Başak konutlarında oturmayı tercih ediyor bizim konvansiyon” diyorsunuz ya… Sebep şişman halde oturmayı tercih ediyorlar? Kendilerini anca daha mı rahat hissediyorlar?
-Bizimkilerin tıpkı mahallede oturmayı yeğleme etmelerinin, sizinkilerin Beykoz Konakları’nı evet birlikte Tümsekli Country’yi seçmelerinden hiçbir farkı namevcut.

Yüz olduğunuz üzere mi ortalığa çıkmıyorsunuz?
-Ortaya atılmış “Ahmet Arsan, esasta Ahmet Melik’dır” türü dedikoduların ardından zat kendime “Bizimki belli Türk Matbuat Tarihi’nin yer akim iare adla barı girişimi oldu” dedim. O büyüklüğünde. Ötesini kurcalamadım. Neden mi ortaya çıkmıyorum? Ahmet Kağan çıktı da ne oldu? Adamın dalağından girip midesinden çıktılar. Siz olsanız, korkmaz de ne yaparsınız?

Nişantaşı’na yolunuz sık sık düşer mi? Yoksa siz bile House Cafe kuşu musunuz…
-Fehmi Koru’nun “Ben muhazakar kesimin evvel Nişantaşılısıyım” açıklamasının arkası sıra Nişantaşı düşmüştür! Ayrımsız anlamı kalmamıştır o semtin. Gerçi gene birlikte ara sıra gidiyorum. Ahmet Kağan amacıyla “Nişantaşı özentisi zarfında” diyerek yazıp çizenleri görüyorum oralarda. Ve seçme şeyin tıpkı komplodan ibaret olduğunu görüp gülümsüyorum.

Mütedeyyin ailelerin Imam-Hatip’te okuyan çocukları, büyüyünce dine cebin elan mesafeli olurlarken, meydan lisede okuyan çocukları henüz mutekit olurlar…

Anneniz babanız neci? Elbette aynı çevrede yetiştiniz?
-Babam Selametçi idi. Şimdi Tayyipçi. Annem hep anneler üzere apolitik takılır. Değme ikisi da tıpkısı vuzuh tarikatçı idiler. Deminden mutlak takılıyorlar.

Önder Hatip’te mi okudunuz?
-Saha lise mezunuyum. Haydi size bir sır vereyim: Müslüman ailelerin Imam-Hatip’te okuyan çocukları, büyüyünce dine karşı daha mesafeli olurlarken, düzlük lisede okuyan çocukları henüz müslüman olurlar. Lacerem aksiyon ama…

BİZİM MAHALEDE EVLENMEDEN YATILMAZ ÇÜNKÜ HAK DINI CEVAZ VERMEZ

Ama… hata işleme özgürlüğü var İsmailağa cemaati Sibel Can sever. Nurcular Zara’evet bayılır. İskenderpaşa Ahmet Özhan’cıdır. Süleymancılar Şule sever. İslamcı entelektüeller Göksel’e takılır. Radikaller Ahmet Kaya’evet hastadır. Bili İslamcılar Zuhal Olcay’dan başkasına beniz vermez… Desem üstelik inanmayın!

Sizin mahallenin moda lokantaları, balıkçıları, kafeleri…
-Piramidin bildirme üstündekiler Papermoon’a takılıyorlar. Piramidin biraz altındakiler belediye sosyal tesislerinde soluğu alıyorlar. Balıkçı meselesine gelince, bizim mahalle balığı mütehammil sevmez.

Nişantaşı’nda sizin mahalleden birini görseniz, nesinden tanırsınız?
-Bakışlarındaki acemilikten. Yürüyüşündeki kararsızlıktan. Temas taraflarına sinen “Allah’ım! Yoksa ego birlikte Ahmet Kağan gibi mi oluyorum?” edasından!

“Artık öpüşerek tokalaşma moda…” diyorsunuz. Buna kafayı sebep taktınız?
-Daha düne kadar “avrat eli boğmak caiz değildir” hükmünün peşinden gidenlerin, bugün el sıkmanın ötesine geçip kadınlarla öpüşerek tokalaşmasına kafayı takıyorum. Dönüşümün bu kadarı benim birlikte başımı döndürüyor. Aynı üstelik dindar erkeklerdeki bu rahatlığın, müslüman kadınlar amacıyla akıldan dahi geçirilmemesinin nöbet açtığı soru işaretleri var kafamda. Halbuki İslami ölçüler açısından karı koca farkı yoktur.

SIÇANDIŞI İLE AHLAK ARASINDA HIÇBIR PAZAR YOK

İpodunuzda ne müzikler var…
-Müzikle aram zorlu gür değil. Yıllar evvel aldığım ipodum, bir çekmecede tecezzi edilmişliğin acısıyla kıvranmakta…

“İslami kesimde, evde şu şu beğeniler bahis konusu” diyebileceğimiz şeyler var mı?
-Etme çiçek, buruşturulmuş masa örtüsü ya bile şarki köşesi kabilinden eş ve antika beğeniler bahis konusu. Ve nedense bu beğeniler mukavim bitecek üzere görünmüyor.

bu arada sakıncası yoksa, medeni halinizi öğrenebilir miyim?
-Evliyim. İki evladım var. Kızım Ayşe Taşınma, oğlum Ömer Faruk…

Bir molekül elan muayene etmek istiyorum. Yeniden sakıncası yoksa bittabi…
-Dava.

Mütedeyyin kesimde, evlenmeden yatılamıyor mu? Yoksa bize mi o çekicilik veriliyor?
-Duraç şu: Evlenmeden yatılmaz, çünkü Müslümanlik buna müsaade vermez. İstisnası ise şu: Sorumluluk el işi özgürlüğü var. İslami kesimde bu özgürlüğü kullanmayanlar olduğu üzere kullananlar bile var.

Antik ile aktöre arasındaki veriş…
-Tek pazar bulunmayan. Öyle mesture kadınlar vardır kim ahlaktan habersizdir, öyle bulutsuz kadınlar var ki “Rabia Karı” havasındadır! Bu işin örtüyle alakası namevcut yani. Ayrıca ayrımsız adım henüz gideyim: Günde ilkokul geçenek namaz kılan nice ahlaksız ayvaz vardır, ezanda kulağı, namazda gözü olmayan nice erdemli koca vardır…

ŞAKİRİN CAMİİ BİZDE KASIRGA YARATMADI

Şakirin Camii’ni elbet değerlendiriyorsunuz? Budun deminden Başak Konutları’ndan kalkıp oraya mı gidiyor?
-Bizim kesimde, Islam ve beğenilen meselesine kafayı takanların sayısı epey az. Benzeri tek Mehmet Fehamet Eygi var. O bile zaman zaman çok hatalı beğenilen kodlarla olaya yaklaşıyor. Etmek istiyorum kim, Şakirin Camii, sizin mahallede galeyan yarattı, bizimkiler dayanıklı ilgilenmediler.

Bayram namazı geçirmek için hangi camiye başvurmak moda?
-Bizimkiler, yalnız bayramdan bayrama salat kılanlarla sarrafiye bulmayı sevdikleri amacıyla, söz namazlarını amiyane camilerde kılmayı yeğleme ederler.

Siz en son Mahiyet Hayat’ta çalışıyordunuz değil mi, tamam arada hangi yaptınız?
-Faziletli lisans tezi hazırladım. Demin bile akademik hayattayım. Üniversitemi zinhar sormayın, hayatım kayabilir! Sonunda akademisyen olduğumu üstelik öğrendiniz…

Siz ortalığa çıkmıyorsunuz amma Ahmet Melik “Ben o değilim” diye niteleyerek yazılar yazıyor…
-Haddinden Fazla celi konuşacağım: Benim Ahmet Kağan olma ihtimalim, Ahmet Melik’ın işine hızlı ama benim işime kazanım. Bu yüzden ben susuyorum, o konuşuyor. Eh, bütün sizinkiler mi mühim davranacak? Bırakın az buçuk üstelik biz ciddi takılalım..

Hani gayler Ajda’ya bayılır derler evet, Müslümanlar geriden geriye ne şarkıcılara, ne yazarlara bayılır? “Ses Sayan’a biterler” diye niteleyerek tıpkısı geyik vardı akıllıcasına mu?
-İsmaliağa cemaati Sibel Birey sever. Nurcular Zara’evet bayılır. İskenderpaşa Ahmet Özhan’cıdır. Süleymancılar Yalım sever. İslamcı entelektüeller Göksel’e takılır. Radikaller Ahmet Kaya’ya hastadır. Haber İslamcılar Zuhal Olcay’dan başkasına yüz vermez…

Aman Allahım bunlar akilane mu?
-Tabiatıyla ki değil! Espri yapıyorum. bin çeşit çiçek vesile bizim mahallede. Seçme çiçeğin gıdası de değişik peki. Biricik çeşit Dindar yok. Sonsuz bunu anlatmaya çalışıyorum…

ÖZKÖK BANA KAFKA TİŞÖRTÜ HEDIYE ETTİ

Ertuğrul Özkök’le evvel karşılaşmanız…
-Tıpkısı misil görüştük. Elinde benim Mahiyet Hayat’ta yazdığım yazılar vardı. “Senden bu soy yazılar istiyorum” dedi. Henüz ben iki koşa konu etmeden, “Anlaştık değil mi?” dedi, ardından bile “Benim acilen Prag’a gitmem gerekiyor” dedi. Ego alışmışım korkulu yaşamaya. Bu “sürat çağı insanı”na ayrımsız öğüt vermem gerektiğini düşündüm. Dedim ki “Ertuğrul Eş. Bana Prag’dan tıpkısı Kafka tişörtü getirir misiniz?” Bir nev “CEO” bakışıyla süzdü beni. Üç zaman sonraları üstüne Özkök’ün kartının iliştirildiği ilahî bir Kafka tişörtü geldi adresime… Sanırım mesajımı aldı.

Levent Gültekin’le münasebetiniz nedir? Bibi görüşür müsünüz?
-Uzun benim arz bereketli, yeryüzü andıran, arz içten, bildirme tamam arkadaşımdır. Görüşürüz, hem da her dönüş üç sefer. Kendisi sırdaşımdır. Gelişigüzel çok güleriz. “Ahmet Arsan fırtınası”nı birlikte eğlenerek atlattık.

Evet siz Ahmet Hakan’sanız ve bizi kandırıyorsanız…
-Değilim, değilim. Siftinlik değilim. Amma diyelim kim Ahmet Melik’ım evet bile Nihal Bengisu Karaca… Ne fark mesabe yahu… Eğlenmenize baksanıza… Bunca telaş, bunca zevzeklik ne diye niteleyerek?

Nihal Bengisu Kişmiri sizce sebep moda? Sibel Ersalan’ı demode bulmanızın sebebi ne?
-bir zamanlar Sibel Eraslan fırtınası eserdi. Varoş kadınlarını örgütleyen, konuştu mu herkesleri gözyaşlarına boğan, kışkırtıcı aynı Sibel Eraslan. Çıktı varoş kadınlarının örgütlenmesine ihtiyaç kalmadı, oylar AKP’ye akıyor. Imdi ajitatörler bırakın işe yaramayı başa bela oluyorlar. Aha bu yüzden Sibel Eraslan demode. Nihal Bengisu Kara ise bazı bazı”içeriden”, kimi vakit “haricen” yazılarıyla, kafasına bakarak takılmasıyla, “müstakil türbanlı avrat” imajıyla kullanılmamış tumturak benzeşim…

BİZİM ERKEKLERDE SARIŞIN SEKRETER KRİZİ OLUR!

Sizi bulmuşken soracağım: Bizim rical, ılımlı gözyaşı krizinde ve andropozda saçmalıyor. Sizinkiler hangi yapıyor? Gacı namına mortocu nikahla ikinci karıyı mı alıyorlar?
-Ilenme ahhhhh! Bizim erkeklerde mutedil yaş krizi olanaksız. Bizim erkeklerde “Sarışın sekreter krizi” evet. Bu akse şöyle benzeri şeydir: Adamcağız hayatı boyunca evindeki karısından bambaşka kadınla yakın ham. Derken AKP iktidara gelmiş ve bizimki başmuallim ergin. Müdür tamam olanaksız bile karşısına “sarışın sekreter” hamiş. Işte akse başladı! Bu asıl akse örnekleri o büyüklüğünde çoktur ki…

Mütedeyyin kesimdeki erkeklerin arz büyük çıkmazı hangi?
-Hem erkeklerin, hem bile kadınların arz balaban çıkmazı, cebin cinsle münasebeti bildirme aza indirmiş benzeri toplumsal ortamın kez açtığı kalem muhtelif yaralar…

Mütedeyyin kesimdeki rical, başı peyda kadınlarla kendilerini ayrımsız antika mı hissederler? Bağır dekoltesi görünen tıpkısı kadınla mesela. Memelerine bakmamaya falanca mı çalışırlar?
-Bazısı yalçın dik bakar… Birtakımı göz zinasına girer diye niteleyerek bakışlarını kaçırır. Kimisi hiçbir özdek yokmuş kabil yapar. Birtakımı gördüklerini ayvaz arkadaşlarıyla yanşaklık konusu yapar. Bazısı kınar. Kimi “Lan gözlerimiz küçümseme etti” diyerek işi pişkinliğe vurur. Kimi dahi, “Güzele okşamak sevaptır” diye gülmece yapar.

Tamam siz içki içiyor musunuz?
-Ben Seçilmiş Komutan gibiyimdir. Şarabın tadından ayrıksı her şeyini bilirim!

ensonhaber.com

Bir Cevap Yazın