KURTULMA KOCABAŞI YAZDI

Vaktiyle Semra Hanım vardı…‘Gelinim Tamam musun? ’ yarışmasına katılan oğluyla ait seçkin topa girer, herhangi bir uzatılan mikrofona konuşur, gelişigüzel göstergeç programında arz-ı vücut ederdi…
Ne Dede hangi birlikte Semra Karı kameralar ve ışıntı ışıklarıyla gelen şöhreti hazmedebildiler…
Her monitör kanalının, her programın, rastgele yapımcının dünyalık edinim hırsının kurbanı oldular, dolduruşuna geldiler…
Arayan herhangi bir yapımcı, “Pekâlâ eş… Program çokça iyicene olacak…” deyip Semra Karı ’ı ekrana çıkardı…
Ağababa elhak yeniden kameraların ve programın kurbanıydı…
Bir süre sonraları Adana ’bile bir otel odasında metal kullanmış bire bir şekilde geberik bulundu…

***

Bekledim ki, Semra Hatun oğlunun ölümünden sonra bundan sonra aynı durulur, biricik oğlunun acısına gömülür, öz içine döner sermaye, ruhunun ve kalbinin sesini dinler…
Oysa öyle olmadı…
Semra Karı, artist takımında haddinden fazla tanıdık bir hastalığın kurbanıydı bundan sonra… O çor televizyonda ve gazetelerin magazin eklerinde görünme hastalığıdır…
Hasta namına uzatılan kameralar ve ışık makinelerinden, kendisinin yüce olduğu sanrısına kapılarak tıpkı zümre şizofreniye girer…
Kameralar ve ışık makineleri çevresine gelmeyince kendisini cılız ve nahif hissetmeye başlar…
Tıpkı müddet bilahare, kameraların ilgisinden uzak kalmamak üzere, daha çok enteresan bahis etmeye, daha enteresan eylemler yapmaya, elan çok ilgi çekmeye yönelir…
Canlı yayında hemcinslerini dövenler, acayip eylemler koyanlar, kameralara ve insanlara “vay anasına” dedirtecek hareketlerde bulunanlar, bütün “artık eneze ve önemsiz” sayılmamak amacıyla bunu yaparlardı…

***

Işıklı ’mağara babası, 70 milyonun lanetlediği ayrımsız cinayetin mağduruydu…
Kızı hunharca öldürülmüştü…
Davası haklıydı…
Bu ülkenin bütün aileleri, kız koca bala sahibi esas babaları, kadınları, bağrı yanıkları arkasındaydı…
Cinayet işlediği söylenen koca yavru zengin, Entelektüel ve babası ise kıt doyum geçinen orta dershane insanlardı…
Televizyonlar, gazeteler üzere eşsiz olay, seçkin yapımcının, programcının peşinde koşturduğu babayı doğurdu…
Süreyya Sıkıntı bire bir süre sonra, bu kadar medya ilgisini, bu büyüklüğünde kamera fokuslanmasını, bu büyüklüğünde önemsenmeyi, bu büyüklüğünde yiğit olmayı kaldıramadı…
Dün Garipoğlu ’nun işyerine her an yaptığı eylemi izlerken, içim burkuldu…
Ne dediğini bilmeyen, bağıran, kameralar önünde ellerini açıp kızı amacıyla Fatiha okuyan, paket süresince hunriz testere getirip onu açan ayrımsız insan vardı karşımda…
Bütün bunları yaparken hangi yazık ki, 3 milyon euro ’yu isteme gerekçesini akıllıca düzgün açıklayamıyordu… “Bala önce teyit edilecek, ondan sonraları parayı alacaktım… Teyit olmazsa yoook almayacaktım…” üzere sağlam dahi lojik olmayan şeyler söyledi…
Sonra, paranın MS Derneği ’hangi verileceğini söyledi, ama öz adına yatırılmasını sebep istediğini anlatamadı…
“Ben vergi mükellefiyim…” kabil abus laflar etti durdu…

***

Ekrandan gördüğüm kaynak, üzüntülü bir babadan çok, aynı şovmeni andıran görüntülerdi…
Yazık…
Aydın amacıyla yazık…
Süreyya Satma, teşbihte vebal olamaz medyanın maymuna çevirdiği ne önce ne sonuç örnek…
Kameralar, demin ne diyeceksiniz diyerek sormalar, kurbanı kendisine dünyanın yer büyük adamıymış üzere hissettirmeler ve sonraları bir paçavra gibi fırlatıp atmalar…
Kimler geldi kimler geçti bu çarkın içinden…
Belde eskiden kendisini makro zannedip, kameralara sallayan vazgeçilmez şizofrenler ordusuyla meşgul…
Olan Kültürlü ’e oldu!..

Reha Muhtar /Vatan Gazetesi

Bir Cevap Yazın