ORAY EĞİN’E YEPYENI!

Hangi zamandır aklımda, tıpkısı türlü vesile olmadığı amacıyla soramadım. “Acep nişane, iyice sendrom, kolonya, parfüm kadar sözcüklerin benim bilmediğim küçültücü ayrımsız anlamı mı var?” Öyle olmalı kim, adamın biri hangi antlaşma benden hezel anahtar olsa ismimin önüne kesin ’kolonya kokulu ’ sıfatını ekleyiveriyor…

’Kolonya ıtri ’ tutmak onun için aşağılanmayı hak eden benzeri uzanım herhalde…

Sorayım da kime sorabilirim bu soruyu? Tabiatıyla, ’Kolonyacı Muzaffer ’e!

’Kolonyacı Yenmiş ’, arkadaşlarının namına münasip gördüğü namıyla benim babam. Seçkin ferdi doğduğu günden itibaren ’karine ’ ile haşır tevzi olan benzeri ailenin ferdi. Ata ve ağabeyleri üzere o bile bilcümle kokuyla uğraşmış… Tıpkı yandan çeşit mütenevvi kokular yapım etmiş, benzeri yandan bile şişeleyip dükkânlarında satmışlar. O birlikte okuldan gelince dükkânda şapkasını asmış, kolonya tezgâhının başına eski…

Ailesinin fertleri arasında bugünün ’koltuk-kolonya ’ ve parfüm döneminde dahi şimdi ağababa mesleğini sürdürenler var.

“Kolonya kokusu keskin aynı şeyler birlikte çağrıştırır mı baba?” sorumluluk karşısında önceki tıpkısı afalladı, sonraları “Çağrıştırır evet” deyip elini kütüphanenin rafları ortada dolaştırmaya başladı. Çekip aldığı Veled İzbudak çevirisiyle Mevlana ’nın adlı eseri Mesnevi ’nin IV. cildiydi. Kısa bir göz gezdirmeden sonra aradığını bulmuş olmalı ki, “Oku şurayı” diye emretti.

’Güzel nişan satanların pazarında iyicene kokularla mis kokusundan bayılan ve pestil sakıt derici ’ dal başlıklı departman (s. 38-39).

Alay Malay okuyalım mı?

“Birisi iyicene tezahür satanların pazarına gelince aklı başından gitti, büzülüp yere yıkıldı. Kerem sahibi attarlardan gelen domuzuna kokular, başını döndürdü, yere düştü! O bihaber, dolaşma ortasında kere uğrağına tıpkısı leş kabilinden yıkıldı, kaldı. Derhal el başına üşüştü… Herkes lâhavle diye derdine derman aramaktaydı.

Birisi eliyle kalbini yokluyor, başkası yüzüne gülsuyu serpiyordu. Bilmiyordu ki o alanda onun başına hangi geldiyse gülsuyundan geldi. Biri bileklerini, başını ovuyor, ötekisi hararetlensin diye niteleyerek samanlı ıslak çökelge getiriyordu.

Biri ödağacıyla şekeri karıştırıp tütsülüyor, apayrı biri elbisesinin benzeri kısmını soyup üstündekileri hafifletiyordu. Birisi kuşkusuz atıyor diyerek nabzını yokluyor, ötekisi ağzını kokluyor. Bade mı içti, tütün mı… Yoksa afyon mu yuttu… çıkarmak istiyordu. Ahali onun hastalık bayıldığını anlayamamış, şaşırıp kalmıştı.

Derhal akrabalarına vukuf verdiler, ’filan herif feşman yerde darmadağın bire bir halde düşüp kaldı ’ dediler. Illet bayıldı, hangi oldu üstelik leğeni damdan düştü? Kimse bilmiyordu! O tabbağın (dericinin) iriyarı, dallı güllü akva, anaç hoşgörülü ayrımsız ayvaz kardeşi vardı, serian koşa koşa geldi.

Yanına az buçuk kapik pisliği almıştı. Halkı yardı, acı ederek kardeşinin başucuna geldi. Ben sebep hastalandı biliyorum, dedi. (..)

Herif kendiliğinden, onun iliğine damarına mezuniyet mezuniyet kapik pisliği sinmiştir. Rızkını görmek amacıyla seçkin zaman akşamlara büyüklüğünde pisliğe gömülmüştür, tabbaklığa boğulma olunmuştur demişti.

Büyük Calinus de hakeza demiştir: Hastaya, neye alışkınsa onu ver! Hilaf olan şeylerden zahmet çeker; onun amacıyla hastalığının ilacını üstelik alıştığı şeylerde vuzuh!

Bokböceği, tamamıyla bokluk taşır durur… Bu yüzden üstelik gülsuyundan bayılır. Onun ilacı gine kapik pisliğidir… Zira ona alışmıştır, onunla halli temel olmuştur. ’Pisler, pislerindir ’ âyetini oku birlikte bu sözün önünü, sonunu anla!”

Babam, buraya kadar dikkatle dinledikten sonraları, eliyle bu bölümün anında üstündeki tek cümleyi da okuttu bana: “Külhanda doğup temizlik nedir görmeyen kişiye mis koklatsın incinir, rahatsız tamam!”

Ne diyeceğimi bilemedim.

Gelmek ki, burnu pisliğe alışkın olan emanet amacıyla yapabileceğimiz çok tıpkı öz bulunmayan. Bayıldığında limon kolonyası adına onun burnuna basılmış ağrımak gerekiyor.

Alman Patrick Süskind ’mağara ’Semptom ’ adlı romanını kültürlü, evet birlikte romandan yararlanılarak fariğ filmi izlemiş miydiniz?

Romanın kahramanı özel aynı yetiyle doğmuştur: Kimsenin burnuyla alamadığı kokuları fark edebilme yetisi… Bu sayede devrinin genişlik ünlü kokucusu peki kayırıcı. Ancak emare saplantısı onu aşırılıklara sürükler… Herkesin kokusu tenha diğerinden değişiktir ve herif yer dört dörtlük kokuyu bulma güdüsüyle âdem öldürmekten üstelik çekinmez.

Sonu darağacında bitecektir.

Namına romandan küçümseme ettiğimde “Ilginç” dedi babam ve ekledi: “Başka küçültücü sıfat bulamayıp bile senin üzere ’kolonya kokulu ’ diyen cins hangi kategoriye giriyor?”

Taha Kıvanç – Kullanılmamış Şafak

 

Bir Cevap Yazın