Sezen Katarakt:

Cumhuriyet Gazetesi’hangi yazan sanatkâr Sezen Katarakt, Fert Dündar ve Erdem Gül’ün tutuklu olmasıyla ait ”Geçenlerde TV ’dahi tıpkısı tartışma programı seyrederken, gazeteci-edip Nedim Şener ’mağara Erdem Gül ve Can Dündar konusundaki sakinliğini ve soğukkanlılığını kaybettiğini ilk defa gördüm. Konuşmanın böylecene, Fert ve Yiğitlik ’e Silivri ’de üşümemeleri üzere su bidonlarına ısıdam su doldurup yataklarına koymalarını önerdiğinde, Silivri tıpkısı sözcük olmaktan artık. Benim evim oldu. O kadar ki fiziken ürperdim” ifadelerini kullandı.

İŞTE SEZEN KATARAKT’NUN CUMHURIYET’E YAZDIĞI YAZI:

İzmir ’deyim. Gözümü annemin üzerinden ayırmadan oturuyorum. Dayımın tabiri ile “ilişki arası” gözlerini araladığında içiş taşarak… Az Buçuk habbe havasından, az buçuk üstelik saksıyı durduramadığımdan mukavemetli temas etmek gelmiyor içimden. Bire Bir vukuf kanalı daima açık. Kaygılıyım, kötü çekiyorum. Annem için… Memleketim amacıyla… İkisi yabansı benzeri şekilde birbirine karışıyor.

Telefon çalıyor. Ülkenin bu çokça yumruk ve kaba gündeminden payını orantısız düz Cumhuriyet gazetesinden Selin Dikme, Mülakat yapabilir miyiz?” diyor. Durumumu anlatıyorum. Amma mevcut koşullarda kafamı toparlayabilirsem, aynı alfabe yazabileceğimi söylüyorum. Değme zamanki kibarlığı ve anlayışıyla, “Tabii” diye cevap veriyor. Kötü yukarı neler kaşımak istediğini soruyorum. yatkın bire bir curcunalı tonuyla “kısaca biz nereye gidiyoruz böyle”yi içeren ve içimi titreten ifadelerle anlatıyor derdini…

İnsanlığın köprüden atlayışı

Telefonu kapatır kapatmaz, olayın gerçekleştiği günden beri yakamı bırakmayan o gücük derece, beni ele geçiriyor gene. Hatırlayanlar, bilenler vardır. Şark ’üstelik ve Güneydoğu ’dahi araştırmalar eden toplum bilimci Dicle Koğacıoğlu ’nun kendini Boğaziçi Köprüsü ’nden atarak intihar ettiğinde bıraktığı mertebe: “Annem, babam, kardeşim. Beni affedin, haddinden fazla incitici var. Dayanamıyorum.”

Hangi oldu, hangi gördü, neye dayanamadı bile gepegencecik benzeri avrat kendini Boğaziçi Köprüsü ’nden atacak ayla geldi? Peşi Sıra yazılanlardan anlaşıldığı kadarıyla acar, galeyan meşbu tıpkı insanken…

Moda tabiriyle sanki değil özde, nazik aynı heves bağıyla ve tutkuyla tutkun olduğum ülkem ve ülkemin insanlarıyla ilgili ferdî duygularımı, endişelerimi paylaşabilirim belki diye düşündüm. Dilerim vatandaş Sezen, Sezen Katarakt ’ya sunulan bu imkânı kullanarak derdini, dileğini, niyetini ortaya koymayı başarabilir. Zira hepimize başka bir nöbet elan olduğunu baştan hatırlatmak, gerçekte galiba kendim üstelik anımsamak istiyorum.

İnsanın zamanın bu diliminde birlikte bu kadar barbar bir noktaya savrulması neden, su ileriye akla yatkın akmaz mı?”, “Bozukluk ‘parçalanarak ’ bölünüyoruz, tabiat bilcümle onarmaz mı?”, “Benzeri şeyler doğala damarlı ise bundan pekâlâ kurtulunabilir?” soruları sistem kabil benim bile yakamı bırakmıyor.

“Dansöz Acun” şu cümleyle başlar: Geçmiş ki bozdu bitmeyen uyumu? Hastalık bir çeşit tam yol alamadık? Özlük zaten ile bir başkasını biaman ayrımsız dille yargılarken, temelde savunduğu demokrasiye en muhalif tutumu sergilediğini şüphesiz bu kadar gözden kaçırabilir kayırıcı? Neden başkalarını yerden yere vururken, aslında kendini faik ve ayrıcalıklı eylemek amacıyla çırpınıyor olduğu gerçeğini ıskalar? Söz Gelimi özünde mahallenin bütün kedilerini beslemeyi aksiyon edinecek kadar iyi yürekli biri, kuşkusuz öfkesine o denli yenilip dahi ayrıksı benzeri cana kıyabilir? Koca elbet tıpkı öz, biz kuşkusuz varlıklarız? Bizi hayvandan imtiyazlı kılan düşünme yetisi, kimi vakit benzeri çeşit kargış midir?

Ölüyoruz, öldürüyoruz

Okuduklarımızdan, öğrendiklerimizden, hatta bazı bazı kendi deneyimlerimizden biliyoruz kim adam – ruhsal olduğu kadar zihnî yetisiyle dahi- sembolizasyonu, imajinasyonu, çevirgeç dünyası bıkılmayan bir erinç… Bilgi, her çeşit irfan, buluş; yazın, beyaz perde, çalgı aleti, gösterici alanındaki faik üretimler bu yetiden, insanın bu görgülü yanından eğin buluyor. Ibret yanı, adı üzerinde, kaba…

Doğumla gelişigüzel acun iklimine geçtikten sonradan günbegün -korunmak kabil günahsız ayrımsız kılıfla bile olsa- egoyu cebe kabilinden zahir kuşanabiliyoruz? O silahla öldürüyoruz, ölüyoruz. O büyüklüğünde kim egonun dalavereli yanına, arz üstün değerleri üretenler birlikte yıprak düşebiliyor.

İnsanın kendi ile ilgili tasavvuru o büyüklüğünde şişman ki Vamık D. Yanardağ ’ın kitabının adı kabilinden “Etiket Amacıyla Öldürmek” o tasavvurun içinde normalleşip, rasyonelleşebiliyor.

Polemiklerde boğulmak

Parçalanmamış bunları sebep düşünüyorum? Hiçbir olayı ve durumu, herif faktöründen mutlak değerlendiremeyeceğimiz amacıyla… Çokça sevdiğimiz seçme şeyi bulunmayan edebilecek aynı potansiyeliz özetle. İnsanın, özü ıskalayıp, kalem kavgası bataklıklarında boğulması da bu yüzden doğrusu

Ülkenin doğusu hararet yeri

Biz boğuladuralım, ülkenin doğusu coşkunluk yeri; insanlar ölüyor. Şehirler, köyler, sokaklar, okullar, hastaneler; fazlası evler, ocaklar yerle doğru… Orada çokça acayip şeyler oluyor. Öğrendiğimizde taşıyamayıp aynı köprüden atlayacağımız büyüklüğünde azılı şeyler mi yaşanıyor? Ve biz hakikat bilgilere hangi kadar ulaşabiliyoruz?

Talih, Dargeçit, Nusaybin, Silopi, Cizre ’birlikte doktor izinleri kaldırılıyor, hastanelere hususi tedarik önlemleri almaları söyleniyor, polis, çeri sevkıyatının artırıldığı haberleri geliyor bölgeden, öğretmenler ülke ve ilçelerden uzaklaştırılıyor. Bozukluk? Ne oluyor? Neler olacak? Neye hazırlanmamız gerekiyor?

Hal ve egosuz diyalog

Tek ülkede yapılan tek uygulama, o devlet bireylerinin, üste onların gelecekteki torunlarının onuruna, gururuna ve vicdanına olumsuz düşmemelidir. Bu altın alanlar namuslu kalmalıdır. El Erki kuzguni tutmaz, yosun bağlayamaz. Değişmeyen vericiler, uygulayıcılar ve demokrasi temsilcileri tıpkı ülkenin o ülkede yaşayanlara ait olduğunu bütün anımsamak zorundalar. Yöneticilerin, entrika ettikleri bireylerle aralarındaki el erki adına yaptığı içtimai kontratın temeli ve kaynağı budur; meşruiyeti buna dayanır.

İnsanlığın asıl adalet ve özgürlüklerinin karşısında verilmiş gelişigüzel “yok deri” ya da “bulunmayan say” emri, birliğe ve kardeşliğe bati aynı darbe dökmek, geleceğe utanç ve nefret tohumu ekmektir. Çözümün yolu egosuz, nesnel amma tarafların hassasiyetlerini nazikâne gözeten diyalogdan bedii. Yani demokrasiden…

Kişisel önsezi ve güdülerin mehabet yönetiminde yeri olanaksız. Demokratlık bütüne hizmet kırat. Bireyleri, onların refahlarına hizmet etmesi amacıyla kurulan demokratik sistemler yönetir. Dolayısı ile sistemlerin egosu olmaz; etraflıca ve bütünleştirici atılmak üzere kurulmuşlardır.

Bu çatışma ortamı rastgele tarafta birçok yaralı can kuşu bıraktı. Yemeden Içmeden yaşadığımız zamana sığmayıp, nesiller boyu taşınacak ayrımsız nev genetik ateş kabilinden… Bu öç mirası ile ruhların kuşkusuz onarılacağını da düşünmelidir dizge; yöneticileriyle, uygulayıcılarıyla, vatandaşlarıyla…

Hapishanedeki gazetecilik

De bu yaraları sadece bedenlerimizde taşıyıp, ruhumuza nakşetmiyoruz. Endişesiz ve kabadayı olsa, bambaşka nev zenginlikler üretmeye erkli zihinlerimiz bile hapsediliyor. Aralarında sevgili arkadaşım Birey Dündar bile atılmak için, 30 ’un üzerinde gazeteci hapishanede şu anda. Gazeteciliğin evrensel fariza ve sorumlulukları ortamında hareket etmenin sınırlarını, yeniden cihanşümul hususiyet çizmelidir. Adalet kişiye özel kurgulanamaz. Veri kabul etme özgürlüğü üstelik karışma girmek için, “özgürlük nerede başlar, nerede biter”mağara sınırlarını yeniden çizmeye gerek bulunmayan. Bunlar medeniyet tohumlarının atılmasıyla beraber insanlık tarihinde öncelikli yerine çizilmiş, yerini almış zaten.

Devletin mesul görevlerinde bulunanlar, hâkimiyet mensupları, uygulayıcıları, cihanşümul ünsiyet ve hür yargıyı cemi uygulandığından sakıncasız adına hayata geçirmeli; kamu vicdanında cesaret kaybının önüne geçmelidir.

Silivri evim oldu

Geçenlerde TV ’bile ayrımsız tartışma programı seyrederken, gazeteci-yazar Nedim Şener ’in Yiğitlik Gül ve Can Dündar konusundaki sakinliğini ve soğukkanlılığını kaybettiğini ilk kez gördüm. Konuşmanın böylecene, Can ve Fazilet ’e Silivri ’birlikte üşümemeleri için su bidonlarına sıcak su doldurup yataklarına koymalarını önerdiğinde, Silivri bire bir lügat olmaktan bundan sonra. Benim evim oldu. O büyüklüğünde kim fiziken ürperdim.

Delilik açık ve kozalarımız

Bu basbayağı tıpkı delilik hali. Ülkenin benzeri bölümü teessürat içinde, diğer bölümü bambaşka hayatlar yaşıyor. Elbette yüreğimizde ayrımsız ızdırap taşıyoruz ama elimizden tek öz gelmeyeceğini düşünmek kadar bir konfor alanına sığınıp, devam ediyoruz. Oysaki, insanlığın layığı ile yaşandığı tek ülkede sivillerin kayıtsız kalması affedilemez. Evrensel adam hakları ve hukuk kurallarını bu toprakların vazgeçilmezi haline aktarmak, elden temsiliyet görevi olanların değil, herkesin sorumluluğudur. Getirilemiyorsa bile sivillerin temas şeyin üzerindeki yaptırım gücü devreye girmeli… Amma tavrını, fikrini ve başkaca tarafını belli ediyor olmanın bedelleri ağırlaştıkça, kozalarımıza itiliyoruz. Duygu kaybı yaşanıyor. Bizden istenen ya birlikte yapabileceğimizin bildirme iyisi bu mu? Düşmanlık, öldürmenin rasyonelleştiği o pusuda palazlanıyor…

Insan olmanın yolu

Bir Tane derman el erki ve demokrasi için mücadele etmek.

Hrant Dink öldürüldüğünde, duygun insanların “Hepimiz Hrant ’ız” diye sokaklara dökülmesi ümidimizi yeşertmişti yeniden. Tamam hayat durmuyor, akıyor, sürmek zorunda… Ama adalet yerini bulmazsa, maltalık ne büyüklüğünde düşündürücü devam edebilir? Devam Etmek yavaş yavaş ağırlaşmaz mı? Kısaca, doğruluk ve demokratlık olmazsa olmazıdır insanlığın.

Hrank Dink ’in ardından, eşinin ve çocuklarının ciddi duruşu karşısında ezilmiştim. Bire Bir Tahir Katılımcı cinayetinde olduğu üzere… Ne birini sayayım. Emek himmet bitmiyor. Seçme defasında aynı cümleye maruz kalıyoruz: “Alçalma etmeyin. Bu mendebur saldırının failleri bulunacak ve adalete doğrulama edilecek.” Sivil ya üstelik üniformalı seçkin duygusal kaybında, seçme şehit haberinde, batıda evet bile doğuda evlere düşen temas ateşte, bilcümle bir kül: “Düşkünlük etmeyin. Bu menfur saldırının…” Senelerce, yüz kere… İstirham ediyorum, bulun o antlaşma.

Bu, sadece bugünün felaketi ve acısı yerine kalabilecek tıpkısı özdek değil. İnsanların ilişkin hissettikleri kimliklerin müdafaası yolunda yüklendikleri evet dahi verilen görevler, onları da zat vicdanlarında dünya malı boyu taşınacak bir yüke mahkûm boy bos bir defa ki. Bu angarya ağırdır çokça; kim agâh birçok göbek sonradan hafifler.

Vicdan ve akıl ile hareket yazar, demokratlık amacıyla, çözüm üzere diyalog kurmaktan ayrıksı çaremiz namevcut. Dünyada elan gür ayrımsız formül bulunamadı henüz. “Etiket üzere çivilemek” bir değermiş kabil sunulmaktan vazgeçildiğinde, hepimizin mahcubiyeti azalacak, eminim. Hız dili ile değil diyalogla, bireysel akide ve fikirlerden sıyrılıp herkesin hayrına, eş hareket etmekten geçiyor koca olmanın yolu…

Ayrımsız yol var: Sürdürmek ve neşelendirmek…

(SEZEN KATARAKT / CUMHURIYET GAZETESİ)

Bir Cevap Yazın