SUNA ÜÇKARIŞOĞLU YAZDI

Magazin programlarının sayısının her an atması çalıştıracak gazeteci bulma konusundaki sıkıntıyı dahi yanında getirmeye başlamıştı… Anca ayrımsız dolaşma gelmişti kim, gittiğimiz haberlerde tıpkı gün önceki sürücü yerine bildiğimiz âdem, karşımıza muhabir kendisine çıkıyordu… Yalnızca bununla kalsa gani, hayranı oldukları sanatçılara yakın olabilmek namına neredeyse tek servet almadan çalışmaya başlayan, şık kızlar, gönül avcısı erkeklerle dolup taşmaya başlamıştı etrafımız…

Yeryüzü nazik dava burada başlıyordu elhak… Maddesel durumu alışılagelen standart ailelerden gelen eğitilmemiş çoluk çocuk gittikleri şöhretlerin evlerinin baş döndürücü olması karşısında çizik hissediyorlardı kendilerini… Onların giydiği marka kıyafetlere karşı yarışıyor, yaşadıkları mülevven hayata özeniyorlardı.

Bu özentileri, gençliklerinin vermiş olduğu toylukla yanlışların bilcümle ortasında bulunmalarına illet oluyordu…

Haberinin olmasını talip şöhretler dünyasına yeni girmiş esame, bu tüvana gazetecilere hediyeler alıyor, genişlik aşırı yerlerde yemekler ısmarlıyor, elverişsiz dışlarına götürüyor, çapkınlık yapabilecekleri platformlar hazırlıyor, doyumsuz ispirto alabilecekleri şeb kulüplerinde hususi masalar hazırlatıyorlardı…

Gençtiler… Eğitilmemiş ve tecrübesizdiler…

Farkında olmadan bu tanınmış insanların dediklerini yapar hale geliyor, ve gene farkında olmadan bu insanlar karşı hakikat bilgelik fail meslektaşlarına antagonist kesiliyorlardı…

Farkında olmadan yaptıkları akilane bildikleri o kadar çok kavisli vardı ki!..

Şan hayranları hatun muhabirler için durum daha birlikte vahimdi… O güne büyüklüğünde hayran oldukları şöhretler karşısında gazeteciliğin tarafsızlık ilkesini ihlal edip adeta karşılarında secde ediyor, ne denilirse yapıyorlardı… Duygularına fersude düşüp birlikte olabilecek kadar ileriye gidenler vardı…

Gazetecilik ile tanınmış koca arasındaki sınır çizgisinin ne büyüklüğünde teferruatlı olduğunun farkında olmadıklarından arada bir aldıkları ojeyi, ruju kadın şöhretlere bağış yazar ayrıksı ünlü insanların onlar için söylediklerini anlatarak farkında olmadan lakırtı yapıyorlardı…

Bu genişlik onların etkisiz, ilkeli bilim yapmalarını engelliyor, o tanınmış kişiye bağımlı tıpkısı dirim sürmelerine neden oluyordu…

Bu aceleten gelişen süreçti ve on paralık kimesne bu durumun önüne şüphesiz geçilebileceğini bilmiyordu.

Gerçekte çözüm basitti. Magazin gazetecisi hoşgörülü olan güç kuralları belirleyebilir bu gençlerin düştükleri olumsuzluklara bariyer olabilirdi.

Amma bunu yapamıyorlardı…

Çünkü REYTİNG canavarının bütün ortasındaydılar.

Muhabirleri hangi yaparsa yapsın kâfi ki magazin programına evet bile gazeteye özel selen getirsin di, hiç kimselere konuşmayan şöhretli herif yalnızca onlara konuşsundu…

Gençler büyüyüp palazlandıkça, kendilerine olan öz güvenleri artıyor, düne büyüklüğünde önlerinde secde ettikleri, yemeklere gittikleri, hediyeler aldıkları tanınmış insanlara ser tutmaya başlıyorlardı…

Bu defa ezilmişliklerinin yerini kızdırma alıyordu…

Onlara göre tanınmış insanlar onların sayesinde dünyalık kazanıyordu.

Arz korkuncu ünlü insanlarla gailesiz gazeteciler ortada uğraş başlamasıydı…

Çoluk Çocuk dediğini yapmayan şöhretli insana emirler yağdırmaya, tartışmaya başlamışlardı. Ellerinde tuttukları mikrofon, foto makinesini gazeteciliğin saygın araçları olmaktan çıkartıp silaha dönüştürmüşlerdi.

Tabii ünlü kişiler bu kapsam karşısında suskun kalmıyor, buldukları seçkin fırsatta “ Soru sormasını bilmiyorsunuz, eksen mısınız siz? “ kabilinden sözlerle onları aşağılıyor ve kimi vakit da anif kuvvette başvuruyorlardı…

Güncel zamanda magazin kameralarına yansıyanlar bunlardan ibaret…

Ve bize düşen dahi bu çirkin gidişe benzeri dur emreylemek!

Kendisini magazin gazetecisi sanan, ancak gazetecilik ilkelerinden ve saygınlığından habersiz bu arkadaşlara IBRET YÜKLEMEK, ÖĞÜT ALMIYORLARSA, etkili mesleğimizi karalama politikalarına DUR girmek çalıştıkları mesul kişilere düşüyor.

Dostça ve Insanca Sıkıntı

Suna ÜÇKARIŞOĞLU

Sunauckarisoglu3@gmail.com

Bir Cevap Yazın